MEMURLUK PSİKOLOJİSİYLE BUHARLAŞAN DEĞERLER

Yunus Kuşan
Yunus Kuşan

Yaşadığımız ülkede bir kamu kurumunda memur-i bir göreve başlamak ve bu görevi emeklilik süresi gelene dek sürdürmenin belli başlı şartlara bağlı olduğu herkesin malumu bir hakikattir. Bu şartlardan bazılarını; toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı, gizli bilgileri açıklama yasağı, ikinci görev yasağı, siyasi partilere girme yasağı olarak sıralayabiliriz. Bu vb. yasaklar devlet kadrolarının emin! Ellere teslim edilmesi için gereklilik arz ediyor ki buna bir itirazımız yok.

İtirazımız; devlet kadrosuna yerleşen memurların inandığı inanç ya da temsil ettiği ideolojiden uzak bir yaşamı benimseyerek buharlaşmasıdır. Memur-i bir hayatı tercih edenlerin daha ürkek bir hale bürünmesinin sosyolojik birçok nedeni vardır muhakkak. Bu nedenlerden en önemlisi, ülkede işsiz sayısının her geçen gün artması ve buna bağlı olarak da insanların büyük bir geçim sıkıntısı yaşamasıdır. Özellikle de ülke halkının büyük bir stres ve çaresizlik içinde yaşam sürdüğü, gelecek kaygısı taşıdığı, boşanmaların ve intiharların arttığı bugünlerde devlet kadrolarının birine yerleşmek veya devlet kurumunda bulunduğu konumu korumak için galiba bu ruh hali tercih ediliyor veya bazı tavizler vermek zorunda kalınıyor.

Devlet kadrosunda yer alan bireylerin ‘ekmeğini koruma’ adına verdiği bazı tavizler zamanla farklı bir psikolojiyi doğurmuştur. ‘Memurluk psikolojisi’ olarak isimlendirdiğim bu psikoloji, sadece kurumlarda görevli kişileri değil, devlet kadrolarında görevli olmayan diğer vatandaşları da pençesine almayı ne yazık ki başarmıştır.

Memur-i bir göreve (psikolojiye) sahip olmadan önce, düşünsel ve inançsal anlamda iyi bir donanıma-yaşama sahip bireylerin, memur olduktan (yani kamu kurumunda göreve başladıktan) sonra kendisini hemen resetleme ihtiyacı duyuyor. Memurluk görevinden emekli olana dek inandığı değerleri hürce yaşayamayan, konuş(a )mayan veya düşüncelerini kısık sesle ifade eden bu ruh hali, insan fıtratıyla çatışan bir ruh halidir.

Dolayısıyla memurluk psikolojisi bugün sindirilme, sönükleşme, robotlaşmanın yanı sıra güç karşısında eğilme ve daha fazla dünyevileşme tanımını da kazanmıştır. İnandığı değerlerle arasını keskin bir kılıç gibi kesen memurluk psikolojisi, toplumun geneline artık yayılmış durumda. Bu yayılmanın sonunda ise devrimci kokan, haksızlığa boyun eğmeyen, dürüst ve erdemli insanların sayısı da hızla düşmüş\düşmektedir.

Mesela; Memur-i bir psikolojiye bürünmeden evvel İslam-cı-lık ya da sol-cu-luk vurgusu yapan, bu bağlamda düşünen, okumalar yapan, eyleme duran nice aktif nefer, memur-i bir hayata geçiş yaptıktan sonra suskunluk girdabına bürünmektedir. Öncesinde Rezzak olan bir Rabbe sığınan, tevekkül ve tefekkürle zahit bir ruha bürünen İslamcılar, memur-i bir hayatın (psikolojisinin) ardından kibirli, gösterişli bir ruha bürünmekle kalmayıp, dünyanın geçici imtihanına olan memurluk görevine tapınacak kadar bağlanıyor.

İslamcı Memurlar

Sisteme dokunmayan, sarf edeceği sözleri seçerek konuşmak zorunda kalan, omurgalı, onurlu ve zulme muhalif insanlardan uzak durmaya çalışan, onlarla aynı karede bulunmamaya gayret gösteren, bireysel takılmayı tercih ederek cemaat ruhundan uzaklaşan, düşünmeyen, sorgulamayan ve hakkı konuşmayan bir psikolojiye verilecek en iyi örnek ‘memurluk psikolojisi’ değil de nedir? Bu ruh haline bürünen nice İslamcı! İslam’ı yaşamla kazandığı izzeti maalesef kaybetmiştir.

İnanılan İslami değerlerin, dünyevi her makam ve malın üstünde olduğu tartışılmayan bir hakikattir. İslam’ın müntesibine yüklediği izzet, mümince bir yaşamla ancak kazanılabileceğini unutmamak gerekir. Tevazuyu, kanaati, merhamet ve adaleti kuşanmış, elinden ve dilinden emin olunan her mümin, zilletten uzak, onurlu bir yaşamı da böylelikle tercih ettiğini iyi bilmelidir. Ve bir daha tekrar etmek gerekirse, bu yaşam biçimi her türlü dünyevi albeniden daha hayırlıdır.

Özgürlük Tasavvuru

Hz.Bilal, Hz. Vahşi ve Hz. Musabın (Allah hepsinden razı olsun) özgürlük arayışları, ‘memurluk psikolojisine’ yakalananlara verilecek en iyi örneklerdir.

Verilen örnek hayatlarda, üç farklı özgürlük arayışının asıl özgürlükte (İslamla) buluştuğuna şahit olmaktayız. İkisi köleliğin bir diğeri ise hür! bir yaşamın zincirine mahkum olmuş üç farklı mücadele… Hz. Bilal ve Hz. Vahşinin, İslam inancını benimsedikten sonra kölelik prangalarından kurtularak asıl özgürlüğe kavuştuğunu bilmeyenimiz yoktur.

Hz. Bilal, İslam inancını kuşanmasının ardında başına gelen her türlü hakaret ve işkenceye rağmen, hala Allah’a kulluktan vazgeçmemesinin psikolojisi sizce nasıl yorumlanabilir? Efendisi olan Ümeyye İbn Halef Hz. Bilal’i serbest bıraksaydı bile, İslam inancıyla elde ettiği özgürlük mutluluğunu Hz. Bilal’e asla ver(e)mezdi.

Bu örneği Hz. Vahşi ’de de görüyoruz. Yıllar boyu efendisinin kölelik prangalarıyla yaşamını sürdüren ve Hz. Hamza’yı şehit etmesi şartıyla kölelik prangalardan kurtulan Hz. Vahşi, asıl özgürlüğü İslam’ı tercih ederek elde etmiştir.

Hz. Musab bu iki sahabenin aksine Mekke’nin tanınmış eşraflarından ve maddi durumu iyi olan bir ailenin çocuğuydu. Yani köle değildi. Musab, ailesinin nazlı büyütülen çiçeği gibiydi. Her istediği ailesi tarafından yerine getirilen Musab; güzel yüzlü, güzel sözlü, güzel huylu, güzel kokan, güzel ahlaklı, bakımlı ve alımlı bir gençtir... Musab, bu hayatına rağmen farklı bir özgürlük arayışı içine girmiştir. Hz. Musab, (Hz. Bilal ve Hz. Vahşi gibi) İslam’la müşerref olduktan sonra özgürlüğe kavuşmuştur. Yani, zengin bir ailenin nazlı evladı olması Musaba yeterli huzuru vermemiştir. Ve Hz. Musab, Müslüman olduktan sonra başına gelen her türlü işkenceye rağmen Hz. Bilal gibi inancından asla taviz vermemiştir.

Üç farklı yaşam tarzının tek bir özgürlükte buluşturan dinin adıdır İslam. Ve İslam, dün bir köle olan Bilal’i büyük bir ordunun başına getirecek kadar ona izzet kazandırmıştır. Anlaşılacağı üzere, izzet ve şeref İslam inancını kuşanmak ve onu hayata yansıtmakla olur. Ki bu üç sahabenin hayatında büyük devrimlere sebep olan ruh aynı ruhtur. Köleliği sadece bedene vurulan prangalarda aramanın ne kadar yanlış olduğunu da yine bu üç eşsiz örnekte görebiliyoruz. İslam’la müşerref olmuş her mümin, tarifi imkânsız bir özgürlüğü elde etmektedir. Bu öyle bir özgürlük ki dünyaya meydan okuyacak cesareti, bu uğurda aç kaldığında iradeyi ve yoksul olduğunda sabrı ve imanı müntesibine aşılar. İslam ile elde edilen özgürlük her canlıya merhamet etmeyi, adaleti ayakta tutmayı ve onurlu bir yaşamı da müntesibine yükler. İslam inancıyla hidayet bulan her âdem, bu inançla fıtratına rücu ederek adam olur.

Konumuz olan memurluk zihniyetine, psikolojisine dönmüş olursak şu hakikati rahatlıkla yazabiliriz. ‘Memurluk psikolojisi; zihne, akla, cesarete, onura ve inanca vurulan soyut bir prangadır. Ve bu pranga, yirmi beş-otuz yıl gibi bir zaman (emekliye ayrılana dek) esir aldığı kişiyi bırakmıyor\kopmuyor veya kişi ‘memurluk prangasını’ uzun zaman üzerinde taşımak zorunda kalıyor.  Burada İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi’inin Türkiye’deyken sarf etmiş olduğu şu sözünü hatırlatmak isterim. Muhammed Rıza Pehlevi; ‘keşki ben de Mustafa Kemal gibi (İran mollalarını kastederek) din adamlarını maaşa bağlasaydım. Eğer İran’ın mollaları (din adamları) maaşlı birer memur olsalardı, kıyama kalkacak, devrim yapacak cesareti asla kendilerinde bulamazlardı.’

Yunus KUŞAN

- Van Havadis, Yunus Kuşan tarafından kaleme alındı
https://www.vanhavadis.com/makale/11333855/yunus-kusan/memurluk-psikolojisiyle-buharlasan-degerler