yunuskusan1 @ hotmail.com

"Yaşı 38, yüzü soluk, teni soğuktan yanmış, vücudu yara bere içinde, bedeni zayıf, dişleri dökük, gözleri çukurda, hasta ve yıllardır İnşaatlarda yatıp kalkan -madde bağımlısı-  bir gencimizle muhabbet etmek için mahallemizin sokaklarında bir araya geldik.

Ona,

-Neden sokaklar? Sorusunu yönelttim.

Genç:

-Abi, yaptığım bir hatadan dolayı babam beni yıllar önce evden kovdu. 

Bende soluğu -kendimi güvende hissettiğim- caminin avlusunda buldum. Bir kaç gün sonra imam beni yakaladı ve 

-seni bi daha caminin yakınlarında görürsem ayaklarını kırarım... Dedi.

Ben de o günden sonra camilerin avlusuna gitmemeye ve imamlardan da nefret etmeye başladım.

Ne akrabalarım ne arkadaşlarım ne de komşular beni sahiplendi.  Her zaman bana 'hastalık yayan biriymişim' gibi bakıldı.

 O gün bugündür beni anlayan ve beni dışlamayan tek samimi dostum sadece sokaklar kaldı. Dolayısıyla tam yirmi yıldır sokaklardayım.

-Kimse sana el atmadı mı? (Devlet, örgüt veya partiler...)

-Yok, be abi. Çünkü hiçbirinin umurunda değilim ki...

-Ya İslami Cemaatler.

-Onlar da kim? Onlara da güvenmiyorum. Onlar ya zeki ya da zengin gençlerle ilgileniyor. Sadece kendi dernek ve dergâhlarında İslami konuşuyor ve yaşıyor. Onlar da diğerleri gibi. Yani onlarında bizim gibi gençlerle işi olmaz.

Belki de en çarpıcı cevap bu idi. 

Bu cevaplar merhametten, sorumluluktan ve sokaklardan ne kadar da uzak olduğumuzu bizlere bir daha hatırlatmakta ve tanımlamakta...