yunuskusan1 @ hotmail.com

BİR DÜŞMANIMIZ OLMALI


Nebevi hareketleri incelediğimizde –bugünde kabul gören- sosyolojik bir tespitle karşılaşıyoruz. O tespit, -toplumsal anlamda hedefe ulaşabilmenin yollarından birinin- bir ‘düşmanınızın olması’ gerçeğidir.
    Zira düşmanınızın varlığı size, değerlerinizin kıymetini hatırlatır, sizi tedbirli olmaya iter, davanızda ciddi olmanıza, gelişmenize ve güçlenmenize neden olur.
Peygamberleri zafere taşıyan önemli etkenlerden birinin böylesi bir hakikat olduğu unutulmamalıdır.
Hz. İbrahim’in Nemrut, Hz. Musa’nın Firavun, Hz. Yusuf’un kardeşleri, Hz. Nuh, Hz. Lut ve Hz. Muhammed’in ise kavimlerinin –kendilerine- düşman kesilmeleri örneğinde olduğu gibi.
......
Bu tespitte bulunurken ‘kendimize bir düşman bulalım’ demiyor ve böylesi bir hevesi de taşımadığımı buradan belirteyim. Ki zaten peygamberlerde ‘düşman bulma’ arayışına girmemiş, aksine düşmanları –tavizsiz duruşlarından dolayı- onları bulmuştur.
.....
Hayatın her alanında örneklik göstermesi gereken Müminler, bu konuda da farklı ve örnek olmalıdır. Şöyle ki; Müminlere düşman olanlar, onların inançlarına, ilkelerine ve söylemlerine düşman kesilmelidir. Yani imanlı, ilkeli, erdemli, onurlu ve omurgalı duruşlaruna düşman kesilmeli.  Böylesi bir duruş, size sempatizanlar kazandırmanın yanında -size- düşmanda kazandıracaktır. Bu düşmanlar, karşı cepheden olacağı gibi sizin cephenizden –yani sizden görünen- de olabilir.
……
Bu tespitigirizgâhı, hali pür melalimizin sebeplerinden biri olarak görüyorum. 
Anlayacağınız; Zilletli bir hayata sürüklenipdüşmemiz kendi inanç değerlerimizi iyi tanıyamadığımız ve yaşayamadığımız içindir. Çünkü inancımız artık, bizde bir harekete, tepkiye ve eyleme dönüşmüyor. İnancımız samimiyetten çok gösteriş içeriyor. Ve inanç sistemlerimiz, -artık- bizde adalet, merhamet, ahlak ve edep oluşturmuyor. Bu nedenlerden dolayı düşman(lar)ımız da yok zaten. Olsa dahi, ahlakımıza, misyonumuza veya ilkelerimize değil dünyevi çıkarlarımıza düşman kesiliyor.


Oysa peygamberlerin düşmanları, bunun tam zıddı idi. 
Peygamberlerin hayatlarını iyi incelediğimizde, düşmanlarının nübüvvetten sonra daha da arttığına şahit oluyoruz. Öyle ki Nübüvvet öncesi –topluma verdikleri güvenden dolayı- parmakla gösterilen peygamberlere, nübüvvet sonrası silah gösterilmiştir. 
Yani -peygamberlerin- başları, -Nübüvvet sonrası-  tehditlerden, şantajlardan ve suikastlerden hiç kurtulmamıştır.
Çünkü onlar, Nübüvvet sonrası önemli misyonlar taşıdılar.Tavizsiz ve ilkeli duruşlara sahip oldular. 
Peygamberlerin öncelikleri onları topluma öncü kılmıştır. Peygamberler, düşmanlarının çokluğuna rağmen, asla onlara benzememiştir.

Peygamberler sağa, sola sapmadan insanlığa faydalı -alternatif- yollar sunmuşdur.
Peygamberler: Ahlaksızlığa, haksızlığa, hırsızlığa, zulme ve adaletsizliğe savaş açmıştır. Güce karşı Dalkavukluk yapmamış, El etek öpmemiş ve –el etek- öptürmemiştir. Peygamberler, fakirin, kölenin, -ezilmiş- kadının, -haksız yere gömülen- kızın, işçinin ve açın yanında -her zaman- yer almıştır.


Peygamberler: zenginin, ağanın, paşanın, kralın, kibirlinin, şımarığın, müsrifin, müfsidin, müşrikin ve münafığın yanında yer almamış ve bu duruşlarıyla da -güç sahibi olanların- huzurunu kaçırmayı başarmıştır. Dolayısıyla, bu kesimlerce sevilmemiş ve bunların nefretlerini almışlardır. Peygamberler, -güçlüler tarafından- kendilerine teklif edilen mal, makam, kadın gibi her türlü -dünyevi- rüşveti ret etmiştir. Tabiî olarak, düşmanlarının onlara olan nefreti iki katına çıkmıştır. Onurlu, erdemli ve ilkeli duruşları sayesinde, ezilen halkın sempatisini ve desteğini kazanan peygamberler, -sonunda da- düşmanlarına diz çöktürmüştür.


  Bugünümüze döndüğümüzde;
Düşanlarımıza benzediğimiz için olmalı ki, rahatsız edilmiyoruz. Toplumu ifsad edenlere karşı ıslah edici bir mücadelemiz olmadığı için –bizden- rahatsızlık duyulmuyor. 
Zalime karşı mazlumdan tavır sergilemediğimiz içindir ki zalimler bizden rahatsız olmuyor ve mazlumlar bize sempati duymuyor. Hırsızlara benzediğimiz için olmalı ki hırsızlar bize düşman kesilmiyor.

Şimdi bize düşman kesilenler, ya kariyerimize, malımıza, makamımıza, ırkımıza ya da dilimize, rengimize düşman kesiliyor. 
Yani duruşumuza, ilkemize, imanımıza, söylemlerimize, ahlakımıza ve misyonumuza kimse düşman kesilmiyor.
Anlayacağınız, düşmanlarımızın düşmanlık nedenlerine bakarak kendimize rahatlıkla not verebiliriz.