vanhavadis @ hotmail.com

En evvelinde insanın kendi hak ve hukukunu bilmesi ve başkalarının da hak ve hukukunu bilip de riayet etmesi lazım, sanırım bu konu toplumda gittikçe önemini kayıp ediyor.

Mesela bazı kişilerin insanları çalıştırıp haklarını vermemeleri ya da hak edilen ücretin hak sahibi çalışana ödenmemesi gibi. Herhangi bir yere gidin ve sorgulayın insanların emekleri inanılmaz sömürülüyor.

Hak ve hukuk vicdanlarında adeta esir olmuş ruhlarına işlemiyor.  Hukukun üstünlüğüne inanan toplumlar, işçi işveren hukukunda da çeşitli kanunlar koymuş buna herkesin riayet etmesi istenmiştir; lakin bu hukuku tanıyanların sayısı çok az.

Çünkü insanlar çalıştırılıyor ve sigortaları yok, almaları gereken en azından asgari ücret bile yok, mesai dediğimiz saatlerin dışında insanlar çalıştırılmaya zorlanıyor ve mesai hakları verilmiyor.

Birçok insan mağdur, işsizlik korkusu ile bu haksızlığa ve hukuksuzluğa sesini çıkaramıyor ve mecburi çalışmaya devam ediyor. Hakkın ve hukukun olmadığı bir mal ve servet nasıl bereketli olacak bu servete sahip insan nasıl mutlu olacak? Takdiri vicdanlarınıza bırakıyorum.

Tabi burada tek taraflı bakmam gayri vicdani olacaktır. Birçok iş yerinde birçok insan da ne yazık ki ona verilen hak karşısında emek vermiyor. Bu türler daha çok devlet dairelerinde.

Devlet ona akşama kadar 5 iş yapacağı hakkın ücretini veriyor, o ise akşama kadar 2 sini bile yapmıyor. Tabi çok emek veren hakkını hukukunu bilip çok değerli çalışanlarımızda var. 5 alıp ikisinin bedeline karşılık çalışıp kendini uyanık görenler nasıl iflah olacaklar, nasıl bereketli bir sonuç alır ve mutlu olmayı beklerler? takdiri yine vicdanınıza bırakıyorum.

Günümüzdeki en büyük hastalıklardan biride işin ehli olan insanların bir yerlere gelememesi, hakkına sahip olamaması, özellikle siyasi ağırlıkları olanlar kendi emmelerine göre kendi çıkarlarına göre ve dost -ahbap ilişkisi ve benden olsun topraktan olsun mantığıyla insanları işe yerleştirmeleri. İşin ehli olanları değil de kendilerine yakın çıkarları olanları eş, dostları, akrabalarını belli işlere ve konumlara getirmeleri; bunu akademi camiası da çok iyi yapıyor.

Burada bahsettiğim bu konularda genel bir tespittir sadece ülkemizde değil, maalesef dünyanın her yerinde yapılan rutin şeyler. Bunu yanında işin ehli temiz helal siyasetçilerimiz ve akademisyenlerimiz çok sayıdadır. Başkalarının hakkı ve hukukunu kendi gücüyle engelleyip başkasının hak ve hukukunu gasp eden nasıl aldıkları ücretler bereketli olacak, nasıl bunun sonucunda mutlu olacak?

Artık birçok insan kendi duygu, düşünce ve mantığına göre kanun, ferman,  ilim, irfan çıkarmakta ya da kendi ego ölçülerine göre bir insan profili çizmekte ve ona göre kendini insan, diğerlerini insan görmemekte. İnsanlar kendi çıkarları doğrultusunda bir insan çiziyor kendisini içine katıyor kendisi gibi olanları insan diğerlerini ise hiçbir şey saymıyor.

İftira, haksız kazanç, faiz, tefecilik ve en önemlisi dedikodu gibi çirkin davranışlar aldı başını gidiyor. Bunların neticesinde insanların birlerlerine güvenleri sarsıyor ve artık ortak dostluklar ve iletişim kurulamıyor. Gayri ahlaki değerler topluma hakkim olursa toplumda güven sarsılır ve güven olmayan yerde de bereket de olmaz mutlulukta olmaz olamaz. İnsan birbirine muhtaç bir varlıktır, muhtaçlık ancak karşılıklı güvene dayanır.

Sonuç olarak insan kendisini çok şey sanıp diğer insan ve varlıkları hor ve hakir görürse olacağı bu: Ne düzen kalır ne muhabbet kalır ne de çok şikâyet ettiğimiz bereket kalır ne de mutluluk. Çok daha fazla nedenler de var lakin yazmaya gücümüz yetmez.

Muamma düşüncelerimin ilkbaharındayım. Sözüm kendi hak ve hukukuna riayet etmiş başkalarının hak ve hukukunu da kuruyanlara değil; hadim de değil zaten. Sözüm hak ve hukuk dairesinde olan işçi- işveren, siyasetçi, akademisyenlere değil; hadime de değil zaten.  Selam ve dua ile…