vanhavadis @ hotmail.com

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için 15 Temmuzda canını ortaya koyan millet bu kez neden bir “ders verme” ihtiyacı duydu?

Hemen belirtelim ki, Ak parti ustalık dönemini kötü yönetti. Sert bir üslup ve gereksiz tavırlar ile toplumu hayli gerildi. Daha makul şekilde anlatılması mümkün olan hususlar, bir karşı blok oluşturmak suretiyle sert ve anlaşılmaz biçimde yüksek tondan ifade edilerek korku ve paniğe neden olmuştur.

Çok güzel işler yapan bu partinin yaptıklarını tarih bir yere kayıt edecektir. Toplumdaki müzmin konularda göstermiş olduğu çözümler takdire şayandır. Bu ayrı bir konu.

Yaşadığım bunca yıl gördüm ki, basının iktidarın elinde olması seçimlerde bir avantaj değil aksine dezavantaj. Yazılı ve görsel basın Ak partiyi ve Cumhurbaşkanını yıprattı. Yapılan yalakalıklar hayır getirmedi.

Yalaka tetikçiler kaş yapalım derlen göz çıkardılar. Kimse bunlara dur demedi. Bunlar da “madem kimse bir şey demiyor” diyerek yalakalığa son sürat devam ettiler. Düşünün bir kere Ak Parti 2002’deki seçimde sandıkları patlattığında basını mı vardı? Basın Ak Partiyi halktan koparıp “ yüzü soğuk devlet” partisi haline getirdi.

Böylesine hak davası güden partinin önemli kademelerine son yıllarda çoluk çocuk ve sığ insanlar getirildi. Ufuk açıcı insanlar saf dışı edildi. Kamu oyunda tebarüz etmiş insanlar yok sayıldı.

Bazı görevliler için “metal yorgunu” dendi. Bu doğru bir tesbit olsa da, bundan çok daha önemli olanı “ kapital yorgunu” olanlar partiden temizlenmedi, ayrıca yapılan yolsuzlukların hesabı sorulmadı. Rüşvet iddialarının önüne geçilemedi.


Herkes Ak Partiye “ rantçı” gözüyle bakmaya başladı. Bu durum “ şuyu vukuundan” beter olgusunu gün yüzüne çıkardı. Kimse çıkıp bunun doğru olmadığını söylemedi. Belki de söyleyemedi. Çünkü bunun doğruluğunu gösteren olgular insanların adeta gözlerine sokuldu.

Ayrıca milletin itimadına şayan olmuş bazı yol arkadaşlarının başka yerlere savrulması partide yeni yetme kişilerle yola devam edilmesi isabetli olmamıştır.

Kimsenin yazmaya ve söylemeye cesaret edemediği bir gerçek var ki; bu gerçek oldukça yakıcı. Milletimiz Cumhurbaşkanını tek başına sevdi. Milletimiz Cumhurbaşkanını severken ailesini sevmişti. Çünkü aile fertleri evinde oturuyor, yada işleriyle meşgul oluyordu. Ancak ne zaman ki,aile fertleri sahaya çıkmaya başlayıp bazı işlere gereğinden fazla müdahil olmaya başladı, işte o zaman millet “bu neyin nesi” demeye başladı. Aile fertlerinin müdahil olduğu kurumlar ve olaylar gerekli ve faydalı gözükse bile, partiye ve Cumhurbaşkanına çok zarar verdi. Fakat bunu kimse dillendirmeye cesaret bile edemedi.

Bardağı taşıran ise “damat” faktörü oldu. Milletin büyük çoğunluğu “damadın” ön planda olmasına hiç bir mana veremedi. İstemeye istemeye Enerji Bakanı olmasına ses etmedi. Tayyip Bey’in hatırına katlandı. Ama damadın Hazine ve Maliye Bakanı olmasını milletin % 1’i bile kabul etmedi. Çünkü böylesine önemli bir kurumun başına “Türkiye’de başka kimse kalmadı mı ki, damat getirildi” demeye başladı.

Ayrıca “ damat bey” susmadı. Kerameti kendinden bilip orda burda durmadan konuştu. Yerli yersiz çıkışlar yaptı. Bazı bakanlarla geçimsizlik içine girmesi hoş karşılanmadı.

Ayrıca bazı bölgelerde gereğinden fazla İmam Hatip Liseleri açılması doğru olmamıştır. Bu konudaki haklı şikayetlere kulak tıkanmıştır.

Bu durum, okullardaki öğrencilerin ve velilerinin nefretine sebep olmuştur. Geçmişte sağlam karakterli insan yetiştiren bu okullar, son dönemde deist yetiştiren kurumlar halini almıştır. Zorla güzellik olmayacağının bilinmesi gerekiyordu.

Ömrünü bu millete adamış gecesini gündüzüne katmış bir Cumhurbaşkanı yine mahsun olmuştur. Tıpkı Temmuz seçimlerinde olduğu gibi. Aslında bu hiç bir Ak Parti seçmeninin isteyeceği bir durum değildir. Umarım bundan gerekli olan ders çıkarılır.