UYARICI VE ADİL ŞAHİTLER OLARAK; ELEŞTİRMENLER  

Bilge kral Aliya İzzet Begovic’in şu veciz sözü tarihe önemli bir not olarak kazılmıştır.  

‘’ Elimde olsa Doğu’daki tüm okullara eleştiri kültürü dersi koyardım.’’  

Köklerinden beslenen, geleneğini modern dünyaya taşıyarak onu yeniden ihya etme adına çizgisinden taviz vermeyen, ilkeli ve devrimci ruha sahip dürüst, vicdanlı ve cesur eleştirmenlerin her toplum da var olması elzemdir. Ki bana göre geçmiş tarihin en önemli eleştirmenleri peygamberlerdir. 

Hatta ‘Kur’an en büyük eleştiri kitabıdır’ der Şaban Ali ÖZTÜRK.  

Bu şiarla; zalimleri, münafıkları, tağutları, dalkavukları, riyakâr dindarları, putperestleri ve kibirlileri eleştiren, haksızlık, arsızlık ve ahlaksızlığa karşı -kınayıcının kınamasına aldırmadan- müntesiplerini eleştiri görevine çağıran dinin adıdır İslam.  

Adalet ve eşitliğin olmadığı, kibirli siyasetçi, kibirli kurum, kibirli gazeteci, kibirli zenginlerin, kibirli din adamı ve kibirli müdür sayısının her geçen gün arttığı, kurumlarda ki torpilciliğin tavan yaptığı, yargısız infazların arttığı, fakir ve yoksulun sahipsiz bırakıldığı, yetimin hakkının gasp edildiği, ırkçılığın sıradanlaştığı bir toplumda ‘hakkı ayakta tutan adil şahitlere\eleştirmenler’ mumla aranır hale gelmişrir. Hatta düşünür ve eleştirmenlerin yok olmaya yüz tuttuğu bu devirde adil şahitlere/eleştirmenlere sahip çıkmak toplumun en önemli görevlerinden biri olmalıdır.  

Dolayısıyla; toplumda baş gösteren yanlış gidişata, ifsada dur deme adına getirilen eleştirileri basitleştirmeye kalkışmak veya eleştirmene uyduruk yakıştırmalarda bulunmak,  yanlış gidişatın motorunu ya da lokomotifini üstlenen güruhun kendi ‘günahını örtme çabasıdır’. Bu güruhun beyhude çabası, Firavun’un çaresizliğini bana hatırlattı.  

Hani Firavun; ‘…korkarım Musa sizin dininizi değiştireceğinden yahut da yeryüzünde bir bozgun çıkaracağına korkuyorum.’  Sözüyle dönemin büyük bir eleştirmeni ve uyarıcısı olan Hz. Musa’yı itibarsızlaştırmaya çalışıyordu ya, işte günümüz Firavun ruhluları da aynı yöntemi kullanıyor/kullanmaktadır.  

 Oysa sayıları gittikçe azalan düşünür ve eleştirmenler yalnız bırakılmamalı, desteklenmeli ve eleştirileri dikkate alınmalıdır. Toplumun daha iyi bir seviyeye gelmesi, daha aydın ve dürüst bireylerin toplumda yetişmesi, düşünür ve adil eleştirmenlerin var olmasına bağlıdır.  

Bu minval üzere düşünüldüğünde, toplumda baş gösteren haksızlığa, ahlaksızlığa, arsızlığa karşı durma ve yapılan yanlışların\hataların düzelmesi adına bende sözlü eleştirilerimin yanında, birçok makale kaleme aldım\alıyorum.  

‘Bizdendir, bizim gibi düşünüyor, bizimle aynı inanca, mezhebe, örgüte, partiye, cemaate veya tarikata sahip dolayısyla  bazı hataları, kusurları, yanlışları görmeme, duymama ve eleştirmeme alışkanlığı\geleneği\mantığı' yaşadığımız toplumda artık bir put halini almıştır. 

Bu putu kırmak tabi ki bedel ve cesaret ister. Zira hakikati yazdığınız veya haykırdığınız zaman size zarar verecek okun, nereden çıkıp size isabet edeceği meçhul. 

Yani en yakın akrabanızdan, arkadaşınızdan, dindaşınızdan veya cemaatinizden size bir ‘itibarsızlaştırma oku’ gelebilir. 

Oysa ‘kardeşiniz mazlumda, zalimde olsa ona yardım edin’, Ve ardından gelen ‘ kardeşinizi zalimlikten alıkoyun’ hadisi bize ilkeli bir duruşu öğretmiyor mu? Veya bu hadis inancımıza, kimliğimize cesaret katmıyor mu? Dolayısıyla gerek Ortadoğu, gerek Asya, gerek Avrupa, gerek balkanlar ve gerekse ülkemizde din adına yapılan günahlar, hatalar yeni nesli dinden etmiştir. Daiş, El-Kaide, Boko Haram, Fetö gibi şiddet yanlısı din soslu örgütlerin yanı sıra, bazı tarikatların sapkın uygulamaları ateizm veya deizme malesef taraftar kazandırmıştır.  

 Bir Ebu Zer Metaforu  

Türkiye’mize dönecek olursak. İki bin sonrası iktidara gelen dindar bir hükümetle birlikte ülke İslamcıları da yeni bir imtihana girmiş oluyordu. Bu imtihanın adı; masa, kasa ve nisa imtihanıdır. Masa, nisa ve kasa yarışına giren, bu yarışta birbirini ezen ve hatta birbirini rezil eden dindar akımın bolca nasihat ve eleştiriye çok ihtiyacı var. Nasihat ve samimi eleştirilere kendini kapatan bazı dindarlar, saray müdavimi olmayı tercih ederek toplumda ki çığlıklara malesef duyarsız kalmışlardır. Saray müdavimi olma hırsı, hevesi dindar kesimi sonunda bir ‘saray sarhoşu’ haline getirdi. Sürekli sarhoşluk yani yarı uyanık olma hali\psikolojisi ise, gerçekleri gör(e)memeyi, duy(a)mamayı ve hissed(e)memeyi sağladı artık. Dolayısıyla hem saray hem de toplum günümüz Ebuzer’lerine çok muhtaç.

 Mala, makama, paraya, kadına meyleden kardeşlerimizi uyarmak, onlara nasihatte bulunmak, onları kendi kökleriyle buluşturmak için uğraş gösterenler tabi ki zamanın EBU Zer’lerdir.  

Özellikle dindar görünümlü bir partinin veya siyasetçinin topluma sunduğu din, iyi tahlil edilmelidir. Çünkü yaşanılmayan, örneklik teşkil etmeyen ve samimiyetten uzak her nasihat havada kalır. 

Dolayısıyla süslü sözlere, nasihatlere ve dış görünüşe aldanmayan düşünen, sorgulayan, merhametli ve adaletli neslin ortaya çıkması yine günümüz Ebu Zer’lerine bağlıdır.

Hakikati korkmadan, utanmadan ve kınayıcılara aldırmadan dile getiren EBU'ZER'lere selam olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Vanspor'un içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?