Bir yerde bir yanlışlık var!

 2002 Yılından bugüne ülkeyi doksanlı yılların mağdur, mazlum, muvahid! İslamcılarının yönettiği herkesçe malum bir hakikattir. Doksanlı yılların direnişçi, samimi, mücahid! ve mücahidelerinin! Yönettiği ülkeyi bazen sevinç, bazen kaygı ve bazen de öfkelenerek izledik/ izliyoruz. 

Hem bir vatandaş hem de doksanlı yılların İslami davet ve direnişine şahit olan biri olarak  iktidarı, kamuyu ve belediyelerdeki yönetimi ve oluşturulan hiyerarşiyi gözlemleyerek bazı bilgiler ediniyorum. 

Edindiğim en önemli bilgi ve izlenim; son yıllarda kendini iktidar cephesinde gören/gösteren/ göstermeye çalışan vasıflı/vasıfsız kişilerin sergiledikleri yanlış tutum, hata, günah ve davranışlardır ki bunlar halkı artık bezdirmiş durumda. Bu davranışların en önemlileri ise adaletsizlik, liyakatsizlik, torpilcilik, rüşvet, israf, dalkavukluk, Yalan, omurgasızlık ve kibirdir.

Zira yapılan hatalar/yanlışlar/ günahlar bir iki kişi ile olsa alâ, aksine kar topu misali giddikçe büyüyen bir tayfayla karşı karşıyayız. Bununla beraber gelen gideni daha yeri soğumadan aratır durumda. 

Bu tayfanın ya içinde ya da kıyısında olanlar Doksanlı yılların en hızlı âlimi, hocası, hacısı, şeyhi, seydası, ablası veya ağabeyi olduğunu iyi bilelim. Ve on yıllardır bu tayfa, ya devleti yöneten kadroda ya da devlet kurumlarının önemli koltuklarına sahip durumdalar. Yani anlı secdeli, eli abdestli insanlar devlet yönetiminin yüzde yetmişine hâkim durumunda.

Doksanlı yılların en hızlı  İslamcıları olan bu zatlar -avam takımını bırakın- yeni yetme İslamcıları bile geride bırakacak ilme, birikime, tilavete ve hatipliğe sahipler. Hâsılı kendilerine saygı duyulması gereken ve İslami birikimlerinde, hatipliklerinde, hafızlık ve fakihliklerinde şüphe duyulmayan bu zatlar, halkın çoğunluğu tarafından neden sevilmez? Bunun cevabı da yukarıda ki tespitle saklı.

Sosyolojik olarak pek çok neden bu gerçek için sayılabilir belki ama ben kaseti geriye sarmaya yani geçmişe dönmeyi daha sağlıklı buluyorum. Geçmişten kastım, bugün belli makamları işgal edenlerin doksanlı yıllarda diz büküp eğitim aldıkları mekânları ve rahleyi tedrisattan geçtikleri o dönemleri kastediyorum. Geçmişe gittiğimde acizane sohbetlerde veya derslerde -eğitim alınırken veya kişiler eğitilirken- bir yerlerde yanlışlık yapıldığı veya verilmesi gereken önemli bir bilginin eğitimin ya verilmediği ya da eksik verildiği kanısındayım.

Ecet Bugün devletin önemli Koltuklarını veya makamlarını işgal eden bazı dindarların (yukarıda da belirttiğim gibi) iyi bir tertil, tekbir, tevhid, tecvid, itikad, iman, ihlas, ihsan, abdest, ezan, namaz, siyer dersleri aldıklarını bu konularda hiç bir şüphenin olmadığını bir daha hatırlatmak isterim. 

İlmiyle müsemma 'politik dindarların' adaletsiz olmalarını, liyakat sahibi olmayanları makama getirmelerini veya liyakat sahibi olmadıkları halde makamları işgal etmelerini veya isimlerinin rüşvetle, torpille, ihaleye fesat karıştırmakla anılmalarını veya müsriflik ve çapkınlıkla isimlerinin gerek ‘islami gerekse siyasi paparazi’ tarafından konuşulmasının sebeplerini -geçmişte- eksik veya yanlış alınan eğitimde/ortamda/örnek alınan öncülerde aramamız gerektiğini düşünuyorum.

  Bu tespiti şunun için önemli ve elzem görüyorum, bugünün çocuk ve gençleri yarın bu ülkeyi yönetecektir. Geçmişte Yapılan veya tekrar edilen hata ve yanlışların devam etmemesi için eksikler veya hastalıklar iyi tespit ve tahlil edilmelidir ki şimdiki nesil yarına eksiksiz donatılsın.

Dolayısıyla, doksanlı yılların dindarları –rejimin baskısı nedeniyledir mi bilinmez- o dönemler daha içine kapanık, daha hamasi, daha ürkek, daha ketum idi. (Tabi bu hallerini takvaya yorardık da neyse(:

Oysa düşünceli ve ketum görünürlü doksanlı yılların bazı dindarları, o dönem sınırlı ekonomi ve özgürlüğe sahip olmaları nedeniyle bazı duygularını meyerse bilinçaltında hep beslemiş durmuş. Bunu nereden çıkardım derseniz işte bugün ki tablo bastırılmış duyguların patlaması değil de nedir? İkinci bir eş arayışı veya flört bir hayat arzusu ve arayışı başka türlü açıklanamaz ki.

Tekrar 'rahleyi tedrisat' dönemine dönersem şu  önemli tespitte bulunabilirim:

Doksanlı yıllarda dindarlar, İslami ilimlerin yanında fıtrat ilmiyle alakalı yeterli ve gerekli eğitimi almamıştır. Bu tespitimi bugünü müşahade ederek daha net görebiliyorum. Fıtrat ilminden kastım, insanı insan kılan değerler menzumesidir. Ki adalet, liyakat, vicdan, edep, ahlak, erdem, empati, tevazu, Vefa ve merhamet fıtrat ilminin en önemli kollarıdır. (Bu vesileyle de İslami davet metodunun yeniden ele alınması gerektiği kanaatindeyim.)

Oysa bir davetçi geçmiş dönemde kendisinden başlamak üzere muhataplarına merhametin, vicdanın, empatinin, adaletin, insan, hayvan ve doğa sevgisinin ne kadar ulvi bir şey olduğunu özümseyerek bunlarla güçlü bir bağ kurarak onlardan kopmadan anlasa, yaşasa ve bu bilinçle de yaşanılan hayatın ne kadar da anlamlı olduğunu muhatabına anlatabilseydi  bugün din/dindarlık/dindarlar daha farklı yorumlanacaktı. İşte o zaman dindar nesil örnek, öncü bir nesil olabilecektir.

İşte bu hakikati doksanlı yılların İslamcılığı ya anlamadı, ya da onlara hocaları, imamları, ebuları, ablaları ve ağabeyleri anlatmadı. Örneğin bizim kuşak böyle bir dersten hiç geçmedi. 

İslam ümmetinin çocukları sevginin, merhametin, barışın ve af etmenin 'beşeri insan kılan iksirinin' farkında olsalardı bugün ki tablo bambaşka olacaktı. 

En azında bazı dindarlar hırsızlıkla, arsızlıkla, çapkınlıkla ve zalimlikle anılmayacak aksine öne çıkan insani değerleri ve fıtrata olan bağlılıkları neticesinde mensubu oldukları dine insanlarca sempati duyulacaktı. 

Abdestli zaniler, alnı secdeli tefeciler de böylelikle olmayacaktı. Sakallılar kafa kesen vahşiler olarak anılmayacaktı. Takkeliler, ince bıyıklılar halkını bombalayan zalimler olarak anılmayacaktı.

Yaşanılan ve Şahid olunan bu süreç,

 ‘İslami eğitim metodu ve hareketi yeniden gözden geçirme’ kapısını bizler için aralıyor. 

Örneğin davetçiler, dindarlar muhataplarıma fıkhı derslerden önce ‘insan nedir?’ eğitimini vererek ‘insanı insanla’ tanıştırma dersiyle başlayabilir.

 Bir yerlerde bir yanlışlık var derken bu hakikati kast ediyorum. 

Şimdiki neslin, yaptığım bu tespitlerden yola çıkarak daha insani bir hayatı tercih edeceğini ümit ediyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Vanspor'un içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?