İBDÂ-İHYÂ-İNŞÂ MÜCADALEMİZ-5

İBDÂ-İHYÂ-İNŞÂ MÜCADALEMİZ-5

.

Her şeye rağmen

 

 Son yıllarda gerek ‘siyasal İslamcılıkta’ gerek 'İslami haraketlerde' yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen, ‘her şerde bir hayır vardır’ hakikatiyle umudumu canlı tutuyorum. Dolayısıyla bazı tespitlerde bulunmamız, yanlışların farkına varmamız, yanlışları eleştirmemiz, yapılan hataları konuşmamız, yazmamız ve haksızlıkları anlatmamız, donuklaşan, hissizleşen,  ruhsuzlaşan, durağanlaşan ve tek tipleşen toplumu uyandırma adına bir çığlıktır.

 

 Yukarıda belirttiğim\yaşanılan olumsuzluklardan ders çıkartılarak, siyasal hareketi\İslamcılığı daha iyi yürütebilecek, üretken, samimi, mütevazı ve dürüst gençler yetiştirilebilir. Tabi burada Müslüman olma kaygısı taşıyanlara çok iş düşmektedir. Zira siyasete atılan gençler gökten zembille inmiyor. Gençler sokaklardan siyasete gidiyor. Dolayısıyla Sokakların birer köprü olduğunu unutmayalım. Köprübaşlarında durmaktan da utanmayalım. Unutmayalım ki bugün köprübaşları farklı inanç ve ideolojilere sahip kişilerce tutulmuş/tutulmaktadır. 

.

Yaşadığımız mahalleyi veya toplumu iyi gözlemlemediğimiz ve tanımadığımız kanaatindeyim. İyi tanımış olsaydık eğer, mahallemizin sorun ve sıkıntılarını tespit etmiş ve hemen müdahale etmiş olurduk. Örneğin geçmişte ve bugün dahi Kürt sorununun çözümü adına kalıcı adımlar atmadığımız\atamadığımız gibi.

 Bu önemli konuda bile kendimize ait hür ve cesur düşüncelerimiz veya bu konuda topluma önereceğimiz alternatif ve pratik bir önerilerimiz\alternatiflerimiz yok maalesef.

 

  Kimliğin, yeniden inşası için

 

1-Vicdan ve akıl sahibi bir insan olduğumuzu unutmamalıyız.

 

İlkin tüm okul ve cemaatler öğrencilerine insan nedir? Akıl nedir? Vicdan nedir? Sorularını sorarak eğitime başlamalıdır. Zira akıldan ve vicdandan yoksun olmak fıtrattan uzaklaşmak demektir. Fıtrattan kopmak ise insanlık ve İslam’dan kopmak demektir. 

Unutmayalım ki İlahi mesajlar, fıtratından kopmuş insanlığı fıtratıyla tekrar buluşturmak için gelmiştir?

 Günümüz ‘prozac neslini’ (önceden paylaştığım yazida bu kavrama açıklıklık  getirmiştim) oluşturan insanlar, fıtrattan kopuşa verilebilecek en güzel örnektir.

 Bana göre Müslüman dünya, önce insanlık dersini iyi almalıdır. Son yirmi yılda gerek cemaatler, tarikatlar gerekse Milli Eğitime bağlı okullar talebelerini akıl, vicdan ve fıtrat hakikatiyle tanıştırmadığı içindir ki ‘prozac’ denen toplum oluşuverdi. İnsan, bir vicdana sahip olduğunun farkına varmalıdır. (ki İslam, bir vicdan dindir.)

 

2.Allah’a Teslim Olmalıyız

 

Müslüman olmak teslim olmaktır. Bir partiye, bir cemaate, bir lidere veya bir tarikata değil sadece ama sadece Allah’a teslim olmak... Bana göre doğruluktan kopuş nedenlerinden biride buradan başlıyor. Yani ilk teslimiyetimiz İslam’a değil de yeni tanıştığımız cemaat, tarikat, mezhep veya ağabeylere oluyor. Bunun için İslam’ın ana mesajını anlamıyor veya göremiyoruz. Doğal olarak Cemaatimizin, mezhebimizin, tarikatımızın veya liderimizin doğruları bizim de doğrularımız oluyor.( ki zamanla bu durum sorgulanmayan bir din halini alıyor.)

 

‘’Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.’’ (Maide-3)

 

Bağlı olduğumuz lider, parti, cemaat veya tarikatların hangisi kemale ermiş İslam’ı temsil ediyor?

 Hangisinin ahlakı ve kıyafeti kâmil olan İslam’a uygun? 

Hangisinin Kur’an yorumu –meali- tam olarak doğru? 

Dün Aziz İslam dini, kâmil insanlar yetiştirirken bugün Müslümanlar için maalesef,  sadece bir etiket halini almıştır.

 İslam dini dün farklı kültür, dil ve renklere ait insanları barış ve merhamet çatısı altında toplamışken, bugün her kıta, her ırk ve her renk İslam’ı kendi kültür çatısı altında toplamıştır. İslam dini dün, yeryüzünde zulmü ve fitneyi kaldırmak için uğraşırken, Müslümanlar bugün bir birbirinin kanını dökmek için uğraşmaktadır. 

 İslam dini dün, zina toplumunu ahlak toplumuna çevirmişken, bazı Müslümanlar bugün ‘istismarcılıkla’ anılmaktadır.

 

Oysa İslam; samimiyettir, barıştır, adalettir, sevgidir, nasihattir, merhamettir ve paylaşmaktır.

 İslam çalmamaktır.

 İslam, şüpheli şeylerden sakınmaktır.

 İslam haramdan sakınmaktır.

 İslam sorumluluk yüklenmektir.

 İslam aktif olmaktır. İslam vefadır. İslam doğruluktur.

 İslam temizliktir. 

İslam güzel ahlaktır.

 İslam, haksızlığa karşı mücadele etmektir. İslam, zulmü ortadan kaldırmaktır. 

İslam, insanlığı iyiliğe davet etmektir.

 İslam, Allah ile aramıza giren aracıları kaldırmaktır.

 İslam, canlı cansız tüm putları kırmaktır. İslam, Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmemek ve el pençe durmamaktır. 

İslam net olmaktır. 

İslam, kişinin fıtratıyla barışık yaşamasıdır. İslam, akıl nimetinden istifade etmektir.

 İslam haktır…

 

Bizim tabi olduğumuz cemaat, tarikat veya bireyler –çalışmalarıyla- bizi (yukarıda tanımlamaya çalıştığımız) aziz İslam’la tanıştırabiliyorlar mı? Aksine, bazı cemaat, parti, mezhep, tarikat veya İslamcı bireylerin İslam diye anlattıkları ‘aziz İslam’la çelişmekte ve hatta çatışmaktadır.

 

Nasıl mı? Mezhep, meşrep, cemaat ve tarikatların İslam’ı anlama ve yorumlama tarzlarının farklı olduğu alenen ortada. Örneğin; Sünni İslam anlayışı ve Şia İslam anlayışlarının birbirlerinden farklı olduğu gibi… ( Sünni ve Şia İslamcılığın da –birbirinden farklı- alt dalları oluşmuştur. Mesela Sünni İslamcılığa kendini atfeden tasavvuf, selefi ve nurculuk akımlarının yanında Şia İslamcılığına kendini atfeden Caferi’ye, İsmailliye, Rafızi’ye ve Alevilik gibi) Bunun dışında her bölge veya ülkenin İslami anlama ve yorumlama biçimleri de farklı. Örneğin; Afganistan ile Türkiye topraklarında anlaşılan ve yaşanan din farklı. Bir taraf daha katı kuralları (Taliban’ın uygulamaları) dinden anlamış ve çıkarmışken bir diğeri ise daha hafif kuralları dinden anlamış ve çıkarmıştır. Harici ve Mürcie’nin anlayış ve yaklaşımı gibi.

 

İslam âlimlerinin de İslam dininden anlayış ve yorumlamaları da farklı. Ebu Hanife ile İmam-ı Şafii, İbn-i Teymiye ile iBn-i SİNA veya Muhammed Gazali ile Muhammed Abduh gibi.

 

“Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.” (Al-i İmran, 3/83)

 

İslam tek ve hak din ise o zaman bu kadar farklı anlama, yorumlama ve yaşamalar neden?

 

Bu tespitten yola çıkarak, islam toplumlarında Müslümanlar ‘Müslüman’ isminden çok ‘sofi, nurcu, şakirt, kurban, Süleymancı ve bilmem neci’ gibi isim ve sıfatları daha fazla kendilerine yakıştırmaktadır. Oysa Rabbimiz: ‘’Allah’a davet eden, Salih ameller işleyen ve: ‘Ben gerçekten Müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?’’ (Fusilet-33) Sorusunu sorarak Müslüman isminin bizim için yeterli görmüştür.

(Devamı gelecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Vanspor'un içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?