İbdâ - İhyâ - İnşâ Mücadelemiz-4

"Siyasal islam veya İslamcı hareketler son yıllarda hiç mi başarılı ol(a)madı? 

Neden olumsuz düşünüyor ve eleştiriyorsunuz?" 

Gibi soruları duyar gibiyim.

 Son yılların siyasi veya İslami faaliyetlere olumlu bakan, konuşan, alkışlayan ve öven o kadar çok kalemşör, akademisyen ve hoca var oldu ki ortalık bu tiplerden geçilmiyor.  Dolayısıyla da samimiyetten uzak, durmadan kahraman ilan eden, eleştirmeyen, alkışlayan, yaşanan her olumsuzluğu veya söylenen her yanlışı bir hikmete bağlayan bir hastalığının getirdiği enkaz ortada...

 Siz, son yılların (siyasi ve islami faaliyetlerin) olumlu tarafını, ben acı tarafını yazayım, siz alkışlayın ben haykırayım, siz övün ben eleştireyim. Yoksa hepimiz bir birimize benzeriz. Ki son yıllarda toplumda oluşan buharlaşma veya kopuşun en önemli nedeni ruh, inanç, yaşayış ve algılarımızın tek tipleşmesi değil midir? Yani hepimiz her-kes-leş-tik.

 Son yıllar iyi analiz edildiğinde bu tespitlere farklı ekleme veya çıkarmalar yapılabilir tabi ki. Lakin ön yargısız, tarafsız, samimi duygularla yani vicdan penceresinden bakan herkesin yaklaşımının bu yönde olacağı kanaatindeyim.

Yukarıda (önceki yazimda) sıralamış olduğum üç neslin yetişmesinde veya artmasında dindar! parti ve hareketlerin hiç mi payı yok? Özellikle son yirmi yılda, toplumu ıslah etmeye aday dindarları ‘siyasi bir sarhoşluğun’ sardığı aşikâr değil mi? İslamcı cenahın, politika rüzgârına kapılarak ulvi gayelerinin dışına çıktığını kabullenme zamanı hala gelmedi mi?

Neden son yirmi yıl?

Yirmi yıl deyip geçmemek lazım. Koca Yirmi yılı küçümsememek lazım. Oysa Yirmi yıl demek: yirmi yaşında bir delikanlı demek. Yani Yesrib’i Medine’ye dönüştüren Musab,  (Eşini, daha evliliğinin ilk günü terk etmek zorunda kalan ve) Uhud’da şehit düşen Hanzala demek ya da Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş demek. Yani yirmi yıl demek buluğ çağına ermiş, ideoloji ve inançların kendisinde vücut bulduğu kişi demek. Demem o ki; son yirmi yıl, bir nesil demek.

Son yirmi yılda yaşanan Kopuş ve buharlaşmaların nedenlerini biraz daha açmam gerekirse.

1-Dindar! Kesim; güç karşısında eğildi. Bazı dindarlar ehil olmadığı makamlara sahip oldu. Baş döndürücü mekânlarda ağırlandı. Kokteyl ve parfüm kokulu ortamlarda -bilmem hangi ünlü şahısın karşısında- ceketini ilikledi. Ve dindar kesim ‘  saygı adına' duruş sergileyerek tüm tevhidi ve muhalif kimliğini yerle bir etti.

2-Çiçeği burnunda siyasi İslamcılığa soyunan dindarlar –yukarıda verilen bazı örneklerden de anlaşılacağı üzere- asıl kimliğinden uzaklaşmanın yanı sıra, bazı kavramların gerçek anlamından da –maalesef- uzaklaştı. 

Örneğin; İktidar olmayı veya mensubu olduğu pqrtiye oy vermeyi cenneti kazanma, 

adam kayırmayı sıla-i rahim, 

torpili sevap, rüşveti hediye, kurum ihalelerini cemaatine vermeyi infak, flörtü iş arkadaşlığı, münafıklığı takkiye olarak görmesi veya  yorumlaması gibi.

3-Allah, ‘ Cihada çıktığınız zaman bir kısmınız geride kalsın.’ (Tevbe-122) buyurur. Bu ayet, cihattan dönenlere güç olması, onlara hakkı ve sabrı tavsiye etmesi için bir kısım Müslümanın geride kalmasını ister. Dindar cemaatler ise son yirmi yılda tüm iyilerini (veya iyi bildiklerini) siyasete soktu veya sokmaya zorladı. Yani siyasi yolda hata yapabilecek veya günah işleyeceklere, hakkı ve sabrı tavsiye edecek kimseyi geride bırakmadı. Var olanlara da burun kıvırdı. Dolayısıyla İslamcı kimliğini koruyan veya korumaya çalışanların nasihat ve eleştirileri –menfaatimize dokunduğu için-  basit görüldü, dikkate alınmadı ve hatta onlar hain veya provokatör ilan ederek ötekileştirdik.

4-Toplumun öncüsü, dinamitleri ve gençlerin rol modeli olan ağabeylerimizi, hocalarımızı  ‘siyaseti iyiler yönetsin’ mantığıyla alkışlarla ve sloganlara öne sürdük ve sonunda da – Türkiye siyasetine- onları kurban verdik. Ankara havasına alıştırdığımız –toplumun öncüsü- bu hocalarımızı, ne acıdır ki bir daha sokağımızın havasına yönlendiremedik.

5-28 Şubat’ın ezilmiş mağdurları, ,iktidarı ele geçirerek mağrurlaştı. Yıllarca Darul Harb olarak gördüğü ‘Kemalist sistemin’ başına geçince kırallaştılar. Musa gibi geldiler lakin Musa gibi gitmediler. Yusuf oldular lakin Yusuf gibi yönetemediler. Ebuzer’diler lakin Muaviye ruhuna sahip oldular.

6-Günümüz gençlerinin rol model olarak sadece siyasetçileri alması. Onlar gibi dünya lideri olmak, onlar gibi giyinmek ve onar gibi konuşmak istemesi.

7-Davetçilerimiz, sendika veya partilerde (il veya ilçe) başkanı olma adına koşuşturup ter döküyor. 28 Şubat öncesi kardeş olanlar, iktidar pastasından pay kapma adına birbirlerini itibarsızlaştırıyor.

8-Doksanlı yıllarda –mahremi olmayan- yabancı erkeklerle kapı ardından konuşan, onlarla göz teması kurmaktan hayâ eden ve onlarla tokalaşmaktan kendini koruyan bacılarımız bugün özel gün ve gecelerde –gayet öz güveni yüksek, göz alıcı kıyafetlerle- ülke sorunlarını çözmeye çalışan birer ‘fırst lady’ haline dönüştüler.  Bir daha tekrarlamam gerekirse, ‘saraya yakın, sokağa uzak’ siyasetimiz bizi halktan, akrabadan ve komşudan etti.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Vanspor'un içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?