Ortadoğu

Ben kendimi bildiğimden bu yana Ortadoğu sorunu gündemlerde düşmemektedir. Çocukluk dönemlerimizde anne - baba ve çevremizden konuşulurdu. Okula başladık öğretmenlerimiz arkadaşlarımız tarafından konuşuldu. Yaşam alanlarımızın bütün ortamlarında konuşuluyordu. Halen devam etmektedir.

Ortadoğu tabiri ilk olarak 20. yüzyılın başında ortaya çıkmış, kültürel veya coğrafi bir tanımdan ziyade siyasi içerikli sübjektif bir kavramdır. İngilizler tarafından icat edilen ve kendi stratejik hedefleri doğrultusunda kullanılan bu kavram giderek yaygınlık kazanmıştır.

Fakat bu kavramın kapsadığı alanlar, içerdiği coğrafi bölgeler, ülkeler zamanla değişiklik göstermiştir. Bu nedenle Ortadoğu’nun tam olarak neresi olduğu, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği her zaman tartışma konusu olmuştur. Bununla birlikte yaygın eğilim, Arap dünyası, İsrail, İran ve Türkiye’nin dâhil olduğu alanların Ortadoğu bölgesi içine dâhil edilmesi yönündedir. Tarihte büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan ve bugün ‘Ortadoğu’ olarak adlandırılan bölge, her zaman çevresi ile çeşitli düzeylerde ve şekillerde etkileşim içinde olmuştur.

Bu etkileşim bölgeyi daha yakından tanıma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede, bölgede yaşayan hakları, kültürleri, dilleri vb. tanımak ve incelemek amacıyla Avrupa’da geçmişi 16. yüzyıla kadar giden şarkiyat araştırmaları (oryantalizm) geleneği ortaya çıkmıştır. Şarkiyat araştırmaları kapsamında büyük ölçüde tarih, arkeoloji, folklor, dilbilimi ve teoloji çalışmaları yapılmıştır.

Şarkiyatçılar, Batılı emperyalist devletler ile yakından işbirliği yapmış olmaları ve yöntemleri nedeniyle daha sonraki yıllarda ciddi şekilde eleştirilmiştir. Şarkiyatçılık geleneğinin bölgedeki toplumsal yapılarla ilgili ortaya attığı tektip, durağan ve dini kültürün ‘belirleyici’ özelliğine yoğunlaşan özcü (kültürelci) tasvirleri, bölgenin anlaşılmasından ziyade şekillendirilmesine hizmet eden, yanıltıcı ve yönlendirici anlatılar olarak nitelendirilmiştir. 2 3 ORSAM KAYNAK NO.1, NİSAN 2016 Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’nun ayrı bir bölge olarak ortaya çıkması ve daha sonraki yıllarda meydana gelen Soğuk Savaş, Batılı çevrelerde bölgeyi yakından tanıma ihtiyacının şiddetlenmesine neden olmuştur.

Bu nedenle bölgeyi daha iyi anlayabilmek için yeni ve sistematik yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi, ‘Batı merkezli’ modernist yaklaşımlardır. Ortadoğu’daki sosyal, ekonomik ve siyasi yapılar ile ‘modern Batı’yı karşılaştıran ‘modernist’ yaklaşımlar, bölgenin modernleşip modernleşemeyeceği tartışmalarına yoğunlaşmıştır. Modernist yaklaşımlar Ortadoğu’da siyaseti ve toplumu ekonomi, sosyoloji ve siyaset bilimi vb. çerçevesinde incelemiştir. Ortadoğu çalışmalarında öne çıkan yaklaşımlardan birisi de Ortadoğu ülkeleri ile Batılı emperyalist ve kapitalist güçler arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin bölgedeki toplumsal, siyasi ve ekonomik yapılar üzerindeki etkileri üzerinde yoğunlaşan tarihsel-materyalist (yapısalcı) incelemelerdir. Son yıllarda toplum, devlet ve uluslararası sistem arasında karşılıklı etkileşimler üzerinde duran ve bölge siyasetini bu çerçevede anlamaya çalışan tarihsel-sosyolojik çalışmalar öne çıkmıştır. Bölge çalışmalarında dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır. Bunlardan birincisi, meselenin eş zamanlı ve karşılaştırmalı bakış açısıyla ele alınması gereğidir. Aksi takdirde bölgeye yönelik görünürde ‘özgün’ sonuçlarla karşılaşabilir. Mekânda ve tarihsel bağlamda çok sayıda faktörün etkileşimiyle şekillenen bir süreçtir.

Ortadoğu siyasetindeki etkili olan bir çok unsurlar vardır. Siyaset genellikle aktörlerle, aktörlerin düşünceleri ve kararları ile ilişkilendirilir. Oysa bölge düzeyinde siyaset söz konusu olduğunda çok sayıda ve çeşitli aktör - devletler, uluslararası güçler, uluslararası ve bölgesel örgütler, devlet-dışı aktörler - sahnede rol almaktadır. Ayrıca bu aktörler alanda diledikleri gibi hareket edemezler. Aktörlerin hareketlerini sınırlayan veya kolaylaştıran, hatta yönlendiren yapısal ve konjonktürel (dönemsel) faktörler bulunmaktadır. Dolayısıyla siyaset, aktörlerin kendi aralarındaki ilişkilerin yanında yapısal ve konjonktürel faktörlerle etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Yapısal faktörler Yapısal faktörlerden ilk akla gelen, aktörlerin imkânları ve kaynakları üzerinde belirleyici bir rol oynayan fiziki ve beşeri coğrafyadır. Aktörlerin, devletlerin yerleştiği bölgelerin jeopolitik konumu, coğrafi özellikleri – denize çıkışının olup olmaması, fiziksel özellikleri, iklim, tabiî kaynakları vb. – politika tercihlerini yakından etkilemektedir. Keza bir ülkenin tarımsal üretim açısından kendisine yeterli olup olmaması vb. durumlar politika yapımında belirleyici olmakta ve dış politika seçeneklerini sınırlamaktadır.

 Nüfusunun çoğunluğu Yahudi olan İsrail, Şiilerin çoğunlukta olduğu İran, Irak ve Bahreyn ile genel nüfusun neredeyse yarısını Hristiyanların oluşturduğu Lübnan dinsel açıdan Ortadoğu’nun genelinden ayrılmaktadır. Bununla birlikte Ortadoğu ülkelerinin hemen hepsinde kayda değer oranda dilsel, etnik veya dini/mezhepsel azınlık bulunmaktadır. Azınlıkların iktidar ile ilişkileri ülkelerin iç ve dış siyasetleri ile güvenlik politikalarını yakından etkilemektedir.

Ortadoğu'da acıların yaşanmaması umuduyla!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Suleyman Balkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Vanspor'un içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?