MASKE DEĞİL ÇELİKTEN ZIRH YAPIP GİYELİM.

 29 Temmuz 2020 günü kendimi kötü hissettim.  Saat 16:30 Van Bölge Eğitim Hastanesine gittim. Ateşimi ölçtüler, 40 derece olduğunu  söylediler.  Beni Covid 19 testi yapmaya yönlendirdiler. Covid alanına gittim.  Sağ ve solda uzunca iki sıra vardı. Biri muayene, biri de sonuç sırasıydı. Bir sonuç, bir de muayene olarak içeriye alıyorlardı. Sırada sosyal mesafe yoktu. sanki öğrenci yemekhanesinde herkes  peş peşe  dizilmiş  sıranın kendisine gelmesini bekliyorlardı. Bazen sıradakilerden biri veya birileri  “sosyal mesafeyi koruyalım” diyor ama sırada bekleyen covid hastaları rahatsızlığın verdiği etkiyle olacak ki duymuyorlardı.  Sırada bekleyenlerin tomografi sonucunun çoğu  (pozitif) çıkıyordu.  Saat 00:30 dan sonra sıra bana geldi. Ortalama 8 saat beklemiştim. Doktor, covid 19 hastalığına yakalandığımı belirti,  reçete  yazdı ve hastaneden de (Plaquenil 200mg)  adlı ilacı verdi. 

Gecenin bir yarısında eve geldim. Kendimi izole etmeye başladım. Sabah kalktım  çok rahatsızlığım yoktu. Benimle yakın temasta olan  kişilere haber  verdim. Kendilerini nasıl hissettiklerini sordum. 14 gün kendimi izole  edeceğimi söyledim.  Kafamda da   okumak istediğim kitapları bu arada okuyacağımı planlıyorum.

Aradan birkaç saat geçti ki  covid mikrobu bütün kuvvetleriyle sanki bedenimi işgal etti. Covid-19 bütün bedenimi egemenliği altına almıştı. Kalkmak istiyorum ama kalkamıyorum. Yemek yiyemiyorum, hareket edemiyordum … kısacası hiçbir şey yapamıyorum sanki zincirlere bağlanmış gibiyim.  Boğazım ağrıyor rahat nefes alamıyorum. Öksürüyorum, ağzımda kan geliyor, o kadar yorgun, bitkin, halsiz ve takatsizim ki sanki hiç gücüm kuvvetim kalmamıştı. Covid mikrobunun, bedenime verdiği acıyla kendimden geçiyorum, yine bedenime verdiği dayanılmaz acıyla uyanıyorum ve acı hissediyorum. Bir gece yine covid bedenimi tahrip ediyordu. Uyandım dayanılamayacak acılar hissediyordum. Pencereye doğru sürüklenerek gittim. Biraz dışardaki karanlığı seyir ettim. o kadar bedenim ağrıyordu ki sanki güneş doğarsa  iyi olacağımı düşünüyordum. Karanlıklar üzerime geliyordu. “ALLAH’IM  ne zaman güneş doğacak.” Diyordum. Pencerenin yanındaki kanepeden acıdan kendimden geçmişim.

Ailem, yemeğimi ve ihtiyaçlarımı  kapının önüne bırakıp uzaklaşıyorlardı. Beni görmek istediklerinde kaldığım odanın pencerenin önünden 2 veya 3 metre uzaklıkta bekliyorlardı. Ailem beni bu şekilde görüyorlardı. Yemek tabakları, kaşık, çatal, tabak tek kullanımlık plastikti. Eğer yiyebilirsem yemekten sonra tabakları ve kullandıklarım  kağıt mendilleri bir poşete bırakıyor, tekrar başka bir poşete koyuyordum. Sonra çöp poşetine koyup ağzını düğümlüyordum. Yemekleri çoğunlukla yiyemiyordum. Kurban bayramın ilk günüydü canım kurban etti istiyordu. Komşular kestikleri kurban etinden bizim eve de göndermişlerdi. Eşim, etti pişirerek kapıya bırakmıştı. İçeriye aldım ne yaptımsa yiyemiyordum. Kemiğin üzerindeki eti bile koparamıyordum. Biraz yemek yiyebilsem bile yediğim yemeğin tadını alamıyordum. Yoğurtlu sarımsaklı makarna, etli yemek, kuru ekmek…  yediğim hiçbir yemeğin tadını alamıyordum. Sanki tat alma duyu organımı kaybetmiştim. Ailem ise internetten, halktan, televizyondan Covid-19 hastalığına iyi gelecek ne varsa yapıp getiriyorlardı. Ben ise yiyemiyordum, yaptığım israf da canımı acıtıyordu.  Hastalığım sürecinde  yoğurt ve ayran en fazla faydasını gördüğüm gıdaydı. İki hayvansal gıdayı rahat yiyebiliyordum, içebiliyordum.

Ev de izole sürecinde bir Wc yalnızca ben kullanıyorum. Diğer Wc’ yi de ailem kullanıyordu. Lavaboya gittim baktım ki benim dışımda biri bu lavaboyu kullanmış. Kızım Annesinden habersiz benim kullandığım lavaboyu kullanmıştı. Bir gün sonra yüksek ateşle hastaneye götürdüler ve testi pozitif çıkmıştı. Bunu öğrendiğimde dünyam yıkılmıştı çünkü küçük kız çocuğu bu acıya dayanamaz diyordum. ALLAH’A yalvarıyordum. Kızım covid hastasıydı benim gibi ama o rahatsızlık duymuyordu. Dışarıya çıkıyor benim kaldığım odanın pencerenin önüne geliyordu. Bana “baba diye” sesleniyordu. Hasta  gibi davranmıyordu, İyiydi. ALLAH, insanın kaldıramayacağı yükü yüklemezmiş.  kızım covid hastalığı yakalandığı halde rahatsızlanmaması beni o kadar mutlu etmişti.

Ben ise Covid-19 Mikrobuna esir düşmüştüm. Bedenimi kuşatıp işgal etmişti.  İşgal ve kuşatmakla yetinmeyip tahrip ve talan etmeye başlamıştı. Nefes almam zorlaşıyordu. Boğazım ağrıyor ve boğazımdaki kılcal damarları patlatmış boğazımdan kan geliyordu. Bunun etkisiyle yemek yutamıyorum. Açlıktan olacak ki Midem kazınıyordu. Covid mikrobu bütün hücrelerini ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almıştı. Yalnızca beynim ve ruhumu işgal etmemişti. Beynim, bedenime kalkması komutunu veriyor ama bedenim kendisine verilen emri yerine getirmiyordu.  Artık çok halsiz ve güçsüzdür. Hayatımın sonuna geldiğimi düşüyordum. Çaresiz Hz. Azrail (a.s)’i  bekliyordum. Ve dua ediyordum. “Ya RABBİ bu hastalığı insanlığın bedenin al. Ya RABBİ  bedenimde bu hastalığı al.” Acılar içinde kıvranarak bu duayı hep tekrarlıyordum.

Bu arada telefonum yanımda ve sessize almıştım. Telefonlar geliyor ama cevap veremiyorum. Biraz kendimi iyi hissedersem beni arayanlara  kısa ve öz bir mesaj yazıyorum ve  aynı mesajı  kopyalayarak gönderiyorum. Bana dua etmelerini istiyordum.

Yine bir gün çok rahatsızlandım sanki covid bütün güçleriyle bedenimi yıkmaya karar vermiş gibiydi. Covid’in verdiği acıya dayanamıyordum. Telefonun ışığı yandığını fark ettim. telefonu açtım bir türlü konuşamıyordum sesim çıkmıyordu. Konuşmaya bile gücüm kalmamıştı.  Beni arayan Enver ATLAS bey şok olmuştu. Telefonda halime ağlıyor bana yalvarıyordu. “Kenan hoca kendini bırakma, sen güçlüsün, dayan, ALLAH aşkına dayan diyordu.” Ben ise boğazımın kapanmasından zor nefes alıyor, ağrılarımdan sesim bile çıkmıyordu. Konuşamıyordum. Sonra öğrendim ki  Enver bey telefonu kapattıktan sonra bütün aile fertlerini toplamış beni durumumu ailesine anlatmış ailece Kuran-ı Kerim okumuşlar, namaz kılıp, dua etmişler. Kendilerinde ALLAH razı olsun.

Hastalığım ağırlaştığı günlerde 81 yaşındaki dayım İbrahim bey haberi olmuş ve her gün beni arıyordu.Telefonlara bakamadığımı söyledikleri halde sabrı gelmiyor, ısrarla benimle konuşmak istiyordu, Ne zaman telefonuma baksam;gelen aramalar içinde dayımın araması da vardı. Beni evlatlarından ayırmayan dayımın çağrısını görüyor ama cevap verecek gücüm yoktu. Yine çok halsiz olduğum bir gündü, sessizdeki telefonumun ışığının yanıp söndüğünü fark ettim; arayan dayımdı beni çok merak ediyordu. Telefonu açtım ALO dedi. Ben ise kısık bir sesle cevap verdim. ‘Dayı, konuştuğumda boğazım ağrıyor, konuşamıyorum. dua edin dedim.’ Dayım,  söylediklerimin ne kadarını duydu ve anladı bilmiyor.  Dayımdan  kürkçe şu sözler döküldü. “waxxx  nikare xeber de, weyyy deng jê dernayê” Türkçesi “ vah vah konuşamıyor, vayyy sesi bile çıkmıyor.” Dediğini duydum ve telefonu kapattım. Sonra öğrendim ki benimle konuştuktan  sonra telefon elinden düşmüş ve  fenalaşmıştı. Yanında bulunan torunu  bağırarak  ‘Dedeme bir şey oldu, gelin’ aile fertleri başında toplanmış gömleğinin düğmelerini açmış, göğsüne masaj yapmışlar, ambulans çağırmayı düşünmüşler.

Covid-19’a yakalandığımı öğrenen annem ve babam beni ve eşimi hep arıyorlar. İlk günler covid-19’a yakalandığımda ağrılarım şiddetli olmadığından annem-babamla konuşuyordum. Sonrasında ağrılarım artığında ve kendimden geçtiğimden telefona cevap veremiyordum. Telefonda konuşamadığımdan eşimi arıyorlar sağlık durumumu öğreniyorlardı. Covid-19 bütün kuvvetiyle bedenimde tahribat yaparken, halsizlik, boğaz ağrısı ve nefes alıp-vermede zorlandığımı öğrenen Annem-babam memleketten Muş/Malazgirt’ten  Van’a gelmeye karar vermişlerdi. Ben ise  bütün kuvvetimi toplayıp Annem ve babamı arayıp  iyi olduğumu söylüyorum ama telefondaki sesim; iyi olmadığını elle veriyordu. Annem ve babamı iyi olduğuma inandıramamıştım. Annem-babam yaşlı ve kronik hastalıkları vardı. Covid hastalığına yakalanmalarını istemediğim için Malazgirt’ten gelmelerini istemiyordum. Önceleri Annem-babam Van’a geleceklerini haber verdiklerinin de gelecek günü iple çekiyor ve Bayramda kendisine alınan yeni elbiseleri yiyecek çocuk heyecanıyla anne-babamın geleceği günü bekliyordum.  iki gün sonra; bir gün sonra annem-babam gelecek diyordum. Geldiklerinde bir süre kaldıklarında gitmek istediklerinde bir hafta daha kalmaları için ısrar ediyordum. Köyde evde bizi bekleyen birçok iş güç var gitmemiz gerekiyor dediklerinde bari 3-4 gün daha kalmalarında ısrarcı oluyordum. Şimdi bu covid belasında Annem-babam beni ziyarete gelmesini istemiyorum.  Lülfen gelmeyin diyorum. Madem gelecekseniz annem hasta onu  getirmeyin diyorum. Babam ve kardeşim Malazgirtten Van’a geldiler. 5 metre uzakta pencereden babam ve kardeşimle konuşmaya çalıştım. Hastalığın verdiği psikolojik durumdan olacak ki onlara hoş geldiniz demeden önce biraz uzak durum, buralarda covid vakası çok fazla, maskenizi hiç çıkarmayın, eldiven takın, bir yere dokunmayın, ben iyiyim ve çabuk buradan gidin diyorum. çünkü bu hastalığı ben yaşıyorum onların yaşamalarını istemiyordum. Beni bu halimi gören babam;  Kenan iyileşirse kurban keseceğini söylüyor.

ALLAH’IM şimdi düşünüyorum önceleri ailem memleketten Van’a geldiklerinde ne kadar çok seviniyordum. Şimdi ise sevinemiyorum sanki  onları kovar bir üslupla gidin, burayı terk edin, diyordum. Aslında onları çok sevdiğim için; onların zarar görmemeleri için söylüyordum.

Lavaboya gittiğimde abdest almak istediğimde abdest almaktan bile zorlanıyordum. Musluğu açık elimi suyun altına bırakıyorum, kollarımı, yüzümü, ayaklarımı mest eder gibi abdest alıyorum. Ayaklarımı bile kaldırmaktan zorlanıyorum. Kendi kendime ALLAH’IM  şahdamarımızdan bize daha yakınsın, bizi bizden daha iyi biliyorsun, aldığım abdesti kabul et. Namazda kıyamda tekbir aldıktan sonra rüku da öne doğru eğilemiyordum, secdeye gidemiyordum. Oturarak namazımı eda ediyordum. namazdan sonraki duamı hep tekrarladım YA RABBİ şafii ismiyle  bu hastalığı insanlığın bedeninde al, bu hastalığı benim bedenimde al. Diyordum.  Başka da bir şey söylemiyordum. Tek isteğim ALLAH’tan covid’i dünyadan ve bedenimden temizlenmesiydi. Bu hastalıkta şunun farkına vardım ki insan çaresiz kaldığı zaman çarenin ALLAH olduğunu görüyor ve şifayı ALLAH’TAN istiyor.  İnsanoğlu darda, fakirlik, hastalıkta…. ALLAH’I andığı, hatırladığı kadar sağlıkta, zenginlikte ansaydı.  Bizler maalesef ALLAH zor zamanlarda daha çok anıyor;Sefaya geçtiğimiz zaman az anıyoruz.

Bir akşam uyandım duvardaki saat gecenin 02:00 gösteriyordu. Çok acı hissediyordum, pencerenin önündeki kanepeden dışarıyı seyir ettim. Dışarısının karanlığını sokak lamları aydınlatıyordu, iki tane köpek aralarına 20 litrelik boş su bidonu almış oynuyorlardı, futbolda nasıl top kimdeyse; diğer futbolcular topu almak için mücadele ediyorsa.  Boş bidon hangi köpeğe geçiyorsa diğer köpek ondan almak için mücadele ediyordu. Hayranlıkla ve  covidin verdiği acıyı hissederek bu manzarayı seyir ettim. Sonrası  oturduğum yerde uyuya kalmışım, gözümü açtığımda güneş doğmuştu.

Covid-19 her gün bedenim üzerinde ağırlığını, etkisini acı bir şekilde hissettiriyordu. O kadar güçten düşmüştüm ki artık hareket bile edemiyordum. O gün artık dayanamıyordum. hayatımın sonuna geldiğimi bir kez daha düşünüyordum. Bir yandan Hz. Azrail’i bekliyor, bir yandan da ALLAH’IN bedenimden bu hastalığı al diyordum. Yatakta uzanmış acılar içinde inliyordum. Nefes zorla alıyorum, boğazım o kadar çok ağrıyor ki dayanamıyorum. Ayağa kalkıp doğrulmak istiyorum ama hareket bile edemiyorum. O dakikalar her şeyin bittiğini, son zamanlarımı yaşadığımı düşünüyordum. Artık uzandığım yerde ölümü bekliyordum. Ben bu duyguları hissederken, düşünürken; aniden oğlumun sesi kulaklarımda yankılandı. Oğlum Ahmet Sait, kaldığım odanın penceresin önüne gelmiş “baba, baba, baba…” diye bağırıyor. Sanki manevi bir güç oğlumu bana dayanma gücü ve moral olsun diye göndermişti. Ahmet Sait, baba diye bağırıyordu. Beni çağırıyordu pencereye. Pencerenin yanına kadar gitmek istiyorum ama yerimde bile kımıldayacak halim yoktu. Oğlumu görmem gerekiyordu. Bütün kuvvetimi toplayarak biraz emekleyerek  kanepeye tutunarak pencereden oğluma baktım. Oğlum beni gördüğünde yüzü  parladı, baba diyor gülüyor, baba diyor gülüyor ve bunu hep tekrarlıyor. Ben, Ahmet Sait diyorum ama sesimi yalnız ben duyabiliyorum. Çünkü sesim çıkmıyor. Oğlum, baba diyor ben ise el sallıyorum. Bu duygulu manzara biraz sürdü. 4 yaşındaki Oğlum baba, baba, baba diye seslenirken sanki ‘dayan baba, kendini bırakma’ diyordu. Oğlum,  covidle mücadelemde benden  direneceğimin sözünü almış gibi sevinç ve mutlulukla koşarak eve girdi ve dış kapıyı sert bir şekilde kapattığını hissettim. Gariptir ki annesi, ablası onun dışarıya bile çıktığını fark etmemişlerdi. Oğlum içeriye girdiğinde başımı çevirdim baktım ki içmem gereken bir tas çorba beni bekliyor ama öncesi içememiştim. Kendi kendime vücudumun direnç yerine gelmesi için ne  olursa olsun benim çorbayı içmem gerekiyordu. 10-20 kaşıkla bitirilecek bir tas çorbayı bir serçe kuşun alacağı küçüklükle kaşıkla ağzıma alıyorum sonra mideye indirmek için üzerine su içiyorum. Bir tas çorbayı galiba bir saatten fazla bir süre de içtim. En umutsuz zamanında manevi bir güç  oğlumu imdadıma göndermişti. Artık zoraki  ve boğazımın ağrısına rağmen bir şeyler yiyiyorum ve içiyorum. 7. günün sonunda artık covid-19 etkisi azalmaya başlıyordu. Nefes alıp-vermem biraz düzelmiş, boğazım ağrısı eskisi gibi ağrımıyor, boğazımda kan az geliyordu. Ama halsizliğim ve kuvvetsizliğim devam ediyordu.  Zaman geçtikçe artık bedenime hüküm edebiliyorum.  Ayağa kalkmak istediğimde kalkabiliyorum, kalkıp pencereden dışarıyı seyir edebiliyorum. Ne kadar mutluydum, ne kadar sevinçliydim, biraz da olsa kendime gelmiştim.  Artık covid-19 a yenilmemiştim. Covid’i yenmiştim zafer kazanmış komutan gibi kendimi hissediyordum.

 14 gün sonra  yani 15. Gün Van Bölge Eğitim Hastanesine test yapmak için gittim, Doktora durumumu anlattım; doktor, kan ve akciğer filmini sağlı-sollu istedi. Akciğer filminde covid’in  Akciğerime zarar verdiğini söyledi, Tomogrami filmi istedi. Tomografi  filminde sonuç tekrar pozitif çıktı. Doktora; kendimi iyi hissettiğimi,artık nefes rahat bir şekilde alıyorum, Boğazım ağrımıyor, halsizliğim yok gibi, yemek yiyebiliyorum, yediğim yemeğin tadını alıyorum. Doktor bey; ‘ağır ve zor bir süreç geçirmişsiniz. covid-19 bedeninizi terk etmemiş, kendini tekrar  izole edeceksiniz’ dedi. Covid mikrobundan kurtulduğumun sevinci; kursağımda kalmıştı. Eve geldim kendimi izole ettim. lavaboya giderken bile sesleniyorum lavaboya gideceğimi söylüyorum mutfak, salon ve bir odanın kapısı açıksa kapatıyorlar. Maske ile 3metre uzaklıktaki  kullandığım lavaboya gidiyorum. İhtiyacımı görüyorum ve odama gidiyorum. Bu sefer iyiyim ama doktorun söylediğinden dolayı izoledeyim. Yemeğim yine kapının önüne bırakılıyor, Eşim ve çocukların  benimle konuşmak istediklerinde kaldığım odanın penceresinin önüne geliyorlar. Artık eskisi gibi hasta değilim, çocuklarımla sohbet edebiliyorum.  Çocuklarım; baba seni çok özledik dediklerinde ben de özlemimi dile getiriyorum. Tek isteğim karşımda olan çocuklarına sarılıp, kucağıma almak, bağrıma basmak, onları öpmekti. Ama 3-4 metre mesafedeki çocuklarıma yaklaşamıyordum.

 Şimdi iyileştim sayılır ALLAH’A şükürler olsun. ALLAH’A hamd olsun. Hastalık süresince manevi olarak varlığını hissettiğim ailem ve akrabalarım ve dostlarından ALLAH razı olsun. Hastalığım sürecinde bana dua edenlere ALLAH razı olsun. Beni arayan, mesaj  gönderenlerden ALLAH razı olsun.

Lütfen sosyal mesafeye dikkat edin, maske hayat kurtarır, maske yerine gerekirse çelik zırh giyin.  Maske ile ağzınız ve burnunuz kapalı olduğunda covid-19 size nüfuz edemeyecektir. Ben bu hastalıkta çok acı çektim kimsenin çekmesini istemiyorum. Selam ve dua ile….

Kenan EREN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kenan Eren


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Vanspor'un içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?