ALLAH İLE ALDATILMAYALIM

Müslüman olarak bizler; dini bir argüman, söz veya yazı gördüğümüzde onlara büyük bir saygı göstererek inanan insanlarız. Dini sembol eden hacı, hoca, şeyh, molla veya seyda adlı kişilere, temsil ettikleri dinin hatırına ve kendilerine biçtiğimiz rollerden dolayı büyük bir saygı gösteriyoruz.  Bu simgeler, yazılar veya kişileri sorgulamayı günah bilir her yaptıklarında, yazdıklarında ‘vardır bir hikmeti’ anlayışıyla hoş görü ile yaklaşıyoruz. Din adına önümüze bıraktıkları her şeye ‘takva!’ adına iman etmişizdir. Öyle ki, şifa ve tövbe dağıtan bir kapı olarak bunları bilmiş ve kendilerinin şefaatine nail olmak adına kapılarında aç ve sussuz beklemeyi üstünlük olarak algılamışızdır.

 Okumayan bir toplumun bir göstergesi olmalı ki, kendilerinin söyledikleri veya yaptıklarını keramet! bu kerametleri konuşmayı ve yaymayı bir ibadet bilmişizdir. Dolayısıyla aklın ve sorgulamanın devre dışı bırakıldığı, duyguların hâkim olduğu böylesi bir din anlayışı bu tiplemelere belli lakaplar takmayı da ihmal etmemiştir. Örneğin; Kuddise Sırrıhu, Bedıüzzaman, Müceddid,Mehdi, Mesih,Evliya,Kutup ve Ğavs gibi.  Yani ne Kur’an’ın ve nede Peygamberin demediğini kendimiz demiş ve sonradan da bu dediğimize çok güçlü bir şekilde iman etmişizdir.

Tabi bu giriş cümleyi okuyan birilerinin şunları söylediklerini duyar gibiyim.

Bunlara inanmanın İslam’ca ne sakıncası var ki? Bu makamları eleştirme kimsenin haddi değildir. Sen kimsin ki bu zatlara dil uzatıyorsun? Bir iki kitap okuyan başımıza âlim kesilmiş. Senin bu söylediklerini şimdiye kadar hiç mi bir âlim ve hoca düşünmemiş veya yazmamıştır. Bu söylediklerin ümmeti bugün zulümden kurtaracak mı? Ümmetin vahdetini sağlayabilecek mi? Alın size bir fitne daha. Din akılla bilinecek ve inanılacak bir şey değildir. Alın bir mealci daha…

Siz ne söylerseniz söyleyin. Hangi lakabı takıyorsanız takın. Ben size sadece şu soruyu sormak istiyorum. Yüzyıllardır din adına inandığımız veya yaşadıklarımızın kaç ta kaçı Allah’ın bizden istediği bir dini anlayış ve yaşayış tarzıdır? Sorgulayın lütfen. Sorgulamanın ve akletmenin de insanlar için bir farziyet olduğunu iyi bilin.  

Örneğin;  türbelerden medet ummayı, oralarda kurban adamayı, ölülere yasinler okumayı, kabir ziyareti sırasında örtünmeyi, türbelere çaput bağlamayı, orada dileklerde bulunmayı, türbenin toprağını yemeyi, türbeye para atmayı Kur’an’ın hangi ayetinde veya Resulün hangi sünnetinde bulabilirsiniz? Yine Allah’a ait özellikleri (şifa dağıtan veya tövbeleri kabul eden gibi) günahkâr insanlara yüklemek Kur’an’ın hangi ayetinde bulabilirsiniz? Aslında bulursunuz ama sizin inandığınız gibi değil. Aksine; Allah’a ait özellikleri başkalarına yükleyenin müşrik olarak adlandırıldığını görürsünüz. Yani böylesi bir ameli ‘Şirk-i bir amel’ olarak görürsünüz. Bu anlayış sadece dindarların! hayatında yok. Örneğin solcu Kemalistlerin ‘ulu önder’ olarak gördükleri Atatürk’ün kabri başında saygı duymaları, ülkede yaşanan (kendilerince) olumsuzlukları Anıtkabirde Atatürk’ e şikâyet etmeleri gibi solcu Marksist Kürtlerinde ‘ulu önder’ olarak gördükleri ve hala hayatta olan Abdullah ÖCALAN’a biçtikleri insanüstü özellikler (gerçi bu özellikleri kendisi dile getirmiş ve yazmıştır) gibi. Bu insanların Öcalan’ın doğum gününde Urfa’da ki evini ziyaret etmeleri ve doğduğu evin toprağından yemeleri yine aynı mantığın göstergesidir.

Anlayacağınız; özgüveni olmayan, tembel,  korkak ve sorgulamayan kesimler kendilerini kurtaracak bir kurtarıcıyı (mehdi, mesih) her zaman beklemişlerdir. Bugün FETÖ, DAİŞ ve Boko Haram gibi slahlı dinci! Örgütlerin yanında,  tasavvuf anlayışı altında örgütlenen tarikatlarda da bu anlayış hâkim.

 Yani şeyh, seyda ve abilerine kurtarıcı bir gözle bakma ve onlara sorgusuz itaat etme bugün İslam toplumunun düştüğü zilletin nedenlerinden sadece biri. Bakın böylesi sorgusuz bir inanç, yani aklın din adına kullanılmadığı bir ibadet  Allah’a değil şeyh, seyda ve abi için olur. Yani ubudiyet olmaz.  Bugün her cemaat ve tarikat kendi cemaatini veya tarikatını Fırka-ı Naciye yani kurtulmuş bir cemaat olarak görmesi ve cematlerinin kurucusunu da bir mehdi olarak görmesi vahdetin önündeki en büyük engeldir.

 Bakın Nurcular Said-i Nursiyi (Kurdi), Süleymancılar Süleyman Hilmi TUNAHAN’ı, fettullahçılar Fettullah GÜLEN’i, milli görüşçüler ERBAKAN hocayı, cübbeliler Mahmut Hocayı, menzilciler Şeyh’lerini ve AKP’liler T. ERDOĞAN’ı bugün bir mehdi olarak görüyor ve inanıyorlar. Liderlerine bir öncü olarak bakmaları tabi ki çok normal, anormal ve tehlikeli olan bu insanlara ilahi özellikler yüklemeleridir. Siz birilerine ilahi özelikler yüklerseniz o zaman onun her dediğini yerine getirmeyi de büyük bir kulluk olarak görürsünüz. İşte 15 Temmuz kanlı darbe girişimi de-güya- büyük bir ibadet ruhu ile yapılmıştı. Darbeciler, sırf ‘mesih’ olarak gördükleri günahkâr bir insanın dünyadaki ideallerini gerçekleştirme adına kendilerini feda ederek büyük bir zillet yaşamışlarıdır.

İki örnek vererek yazımı sonlandırayım. Bunlardan ilki FETÖ üyeliğinden ihraç edilmiş bir öğretmen arkadaşın bana sarf ettiği şu sözlerdir.

 “Bizler tabi olduğumuz cemaatin böyle bir işe girişeceğine aklımızın ucundan bile geçirmiyor,onlara itaati Allah’a itaat olarak görüyorduk. “

Şaşkındı bu arkadaşımız. Çünkü her akşam Peygamber a.s ile görüşen ve insanüstü özelliklere sahip birinin yüzlerce mahsum insanın kanına girmesi mümkün olamazdı.

Bir ikincisi ise farklı bir cemaatin derslerine katılmış iki liseli gencimizin beni ziyaret ederek söyledikleridir. Onlar gittikleri cemaatin abilerinin;“ liderinin bir mehdi ve cemaatlerinin de mehdinin bir ordusu olduğunu söylemişler.” Doğal olarak mehdi ordusunun bir eferi olmanın onuru yaşamak ancak bu cemaatin bir eri olmaktan geçecektir.

Ya Mihr vakfının sahte peygamberi Ali İskender Evrenesoğlu veya Bilim Araştırma Vakfının (kendini Mehdi ilan eden) başkanı Adnan OKTAR’a ne demeli.

Evet, bunlara ne kadar da gülüp geçsek bile bu yapılar bizim bir realitemiz. Ve bunlar yerden bitmiyor veya gökten yağmıyor. Bunlar Emevilerden bu yana din olarak önümüze sürülen kaynakların sonuçlarıdır. İster kabul edelim ister etmeyelim DAİŞ ve FETÖ gibi dini! Örgütlerin beslenmiş olduğu dini kaynaklar vardır. Örneğin DAİŞ, birçok eylem ve amelini sahih olmayan hadislerden beslenerek yapmaktadır.

Sözün özü;

 Allah kullarından düşünerek, akllederek ve sorgulayarak bilinçli bir kul olmalarını istemektedir. Kıyamete kadar değişmeyecek olan ilahi kitab Kur’an’ın ahlakı ile ahlaklanmayı (ki en güzel örneği Hz. Peygamber efendimizdir) bizden istemektedir. Din olarak önümüze getirilen ve dini bir ibadet olarak yaşadıklarımızın Allah’ın razı olduğu ve istediği bir ibadet olup olmadığını lütfen sorgulayalım. Hacının, hocanın, mollanın, abinin, ablanın, seydanın veya şeyhin sakalına, takkesine, örtüsüne, misvağına, dilinde sarfettiği ayetlere, hadislere aldanmayın lütfen.

Şeytan ve dostları sizi sakın Allah ile aldatmasın. (Fatır-5)

Yunus KUŞAN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşı denemeleri için gönüllü olur musunuz?