DEPREM YOLCULUĞU (5)

DEPREM BÖLGESİNDEKİ İZLENİMLERİM (5)

Biz 13 kişiydik. 12 Kişi Minibüs içerisinden uyuya kaldı. Deprem bölgesidir ne olur ne olmaz diye birimizin dışarıda nöbet tutması gerektiğini düşündüm. Minibüsün park edildiği yerin hemen yanı başında petrol istasyonu vardı. Petrol istasyonu işletmecisi ile biraz sohbet ettik. Gazeteciliğin vermiş olduğu yetenekle kısa sürede derin konulara girerek, samimi bir ortam oluşturduk. Petrol istasyonun sahibi Şanlıurfalı, kendisinin de Osmaniyeli olduğunu bana söyledi işletmeci.  İşletmecinin isminin de Hüseyin olduğunu öğrenmiş oldum. Hüseyin ile sohbetimiz derinleşmişti. Bana Osmaniye’de meydana gelen deprem ve deprem ile ilgili tüm bildiklerini bir bir anlattı.  Hüseyin bir ara bana, “Abi arabayı park ettiğiniz yerin hemen yanı başında bir enkaz var, görüyor musun? “Evet” dedim. İşte o enkaz depremde önce güzel bir oteldi. Depremde yıkıldı ve o enkazda 28 insan hayatını kaybetti. Tüylerim diken diken oldu.

“Nasıl yanı” “Evet abi aracınızın yanında bulunan enkaz bir otelin enkazı ve 28 kişi enkazın altında kaldı. Onun hemen yanında bulunan binanın enkazında ise 3 kişi hayatını kaybetti. Parmağı ile işaret ederek, az aşağıda görülen enkaz ise 6 katlı binanın enkazı ve o enkazda da 5 kişi hayatını kaybetti. Bu konuşmalardan sonra içimizden birinin nöbetçi kalması iyi olduğunu düşündüm. Çünkü deprem sonrası artçıların meydana geldiğini herkes biliyor. En azından olası bir depremde, 12 arkadaşımız araç içinde mahsur kalırsa, dışarıda birimizin olması onların kurtarmasına vesile olabileceğini düşündüm.

Meydana gelecek bir depremde bir binanın aracın üzerine çökmemesi ihtimali çok zayıf. Gece bayağı ilerlemişti. Saat neredeyse 03:00 olmuştu. 3-5 Nöbeti en zor nöbet derler ya işte tamda bunu yaşıyorduk. 3-5 Nöbeti en zor ve en ağır nöbet olarak bilinir. Petrol istasyonunu işleten Hüseyin’de çok yorgun görünüyordu. Hüseyin sanki benden kurtulmak istiyor gibiydi. Ben zamanın geçmesi için konuşacak birini, Hüseyin ise içeriye geçip dinlenmeyi düşünüyordu. Hüseyin artık dayanamadı, “Abi müsaadeniz olursa ben içeriye geçeceğim” dedi. Hüseyin beni yalnız bıraktı Osmaniye’nin sokaklarında.

Zamanın geçmesi anlamında Osmaniye’nin birçok sokaklarını dolaştım gecenin bir yarısında. Çok yorulmuştum. Minibüse bir daha geri geldim her şeye rağmen artık benim de biraz dinlenmem gerekirdi. 12 yol arkadaşımızın içinde bulunduğu araca geldim. Camlara hafifçe elimle vurdum. Maksat hepsi değil bir kişi uyansın diye. Belki 10 dakika boyunca camlara vurdum. Yol arkadaşlarımız öyle bir uykuya dalmışlar ki deprem olsa hiç biri uyanmaz. Saat gece yarısı 03.50’yi geçmişti. Biraz üzgün bir o kadarda çok yorgun ve çok uykusuz bir şekilde bir umutla, açık bir yer bulur umuduyla tekrar Osmaniye sokaklarında dolaşmaya başladım.

DEPREM YOLCULUĞU (5)

Epey dolaşmanın ardında, Allah dualarımı kabul görmüş olacak ki bir sabahçı kahvesini gördüm. İsmi de “Dost kahvesi” Usulca Dost kahvesinden içeri girdim. Saçı sakalı birbirine karışmış, şalvarı ile topuklu ayakkabısı birbirine uymayan bir kahveci. Ağzında sigarası düşmeyen odun sobasını tutuşturmaya çalışan yaşlı bir amca. İçeri girdim selam verdim, bir kürsüde oturdum. Önce etrafı kolaçan ettim. Sağa sola baktım. Sabahçı kahvesi olduğundan, insanların üzerinde uzayıp dinlenebileceği kanepe şekli oturaklar vardı. Aman Allah’ım o’ ne? Karşıda 200 kilo ağırlığında şişman, reş, simsiyah bir adam uzanmıştı. Her horlaması ile sanki soba yerinde kalkıp oturuyordu. Dost kahvesinde 3 kişi vardık.

Kahveci amca, bana dönerek “Hoş geldin çay alır mısın” diye sordu. Etrafa baktım, karşımda yatan siyah-reş adama baktım, saçı sakalı bir birine karışmış elinde ağzında sigarası düşmeyen kahveci amcaya baktım.  Birkaç saniye düşündüm “Amca çay bana dokunuyor. Çay içmeyeyim ama parasını ödeyeyim” dedim. “Nasıl istersen” dedi. Beni kaygılandıran konu, içeceğim çay beni zehirlerse ne yapabilirim? Deprem bölgesi herkesin derdi başından aşkın. İçeceğim çay beni uykuya mecbur bırakırsa gibi olumsuz ihtimaller çok yüksek. Karşımda yatmış gibi duran siyah-reş dev gibi adamın burada ne işi var? Gibi gibi…. Her şeye rağmen, en azından ayaklarımı dinlendirmek bile çok faydalı olacaktı.

DEPREM YOLCULUĞU (5)

Erkeklik ölmemiş diyerek, yorgunluğun verdiği emirle ayakkabılarımı çıkarttım, ayaklarımı uzattım ara ara gözlerimi kapatarak dinlenme moduna geçiyordum. Korku ve tedirginlik içerisinde iyi bir dinlenme modundayken, telefonumun çaldığını fark ettim. Hem de iki telefonum birden çaldığını fark ettim. DEVAMI DİĞER YAZIMDA OLACAK…. KIRIK KALEM Ayhan Yazlık

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayhan Yazlık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi