DEPREM YOLCULUĞU (4)

DEPREM BÖLGESİNDEKİ İZLENİMLERİM (4)

Adıyaman’dan, Kahramanmaraş’a doğru gidiyoruz. Araçta 13 kişi varız. Hem yorgunluk hem de depremin üzüntüsü neredeyse aklımızı başımızdan alacak seviyede. Etrafa bakıyorsunuz, her taraf yıkılmış, sağa bakıyorsunuz yıkılmış binalar, sola bakıyorsunuz yıkılmış veya devrilmiş binalar. Gel de üzülme, gel de kaygılanma. Güzelim Kahramanmaraş öyle bir hale gelmiş ki insanın içini ürpertiyor. Kahramanmaraş’a vardığımızda, bizleri Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu ve heyeti karşıladı. Kahramanmaraş TSO binası hasar gördüğünden dolayı, Kahramanmaraş TSO, Kahramanmaraş Ticaret Borsası binasında geçici olarak hizmet veriyordu. Yani Kahramanmaraş TSO ile Kahramanmaraş TB depremden dolayı aynı binada üyelerine hizmet vermeye çalışıyordu. Aslında bu dayanışma örneği takdir edilecek bir durum. Ticaret Borsası aynı zamanda giriş katını olduğu gibi depremzedelere tahsis etmişti. Kahramanmaraş’a vardığımızda saat 20:15 gibiydi.

Ticaret Borsasının hizmet binasına girdiğimizde, ilk gördüğümüz tablo giriş katında yataklarını sermiş yüzlerce depremzede. Hepsinin ya evi zarar görmüş yada evi yıkılmıştı. Depremi yaşamış birileri olarak, bu görüntüden etkilenmedik desek yalan demiş oluruz. Hepimizde oldukça etkilendik. Çoluk çocuk, genç, yaşlı hepsi aynı alanda, yan yana dizilmiş vaziyette yere serilmiş yataklarda, gecenin karanlık kâbusunu atlatmaya çalışıyorlardı. Kahramanmaraş Ticaret Odası ve Borsa başkanları, çaresizlik içinde bu sürecin nasıl geçeceğini, depremde zarar gören iş makinalarının  bir daha nasıl faal duruma geleceği kaygısıyla yaşıyorlardı. Beyin göçünün önüne geçmek ve Kahramanmaraş’ı terk eden iş adamlarının bir daha nasıl getirecekleri üzerine yoğun bir mesai harcıyorlardı.

Van TSO Başkanı Necdet Takva, onlara tecrübelerinden esinlenerek önemli birliğiler aktarıyor, onları teselli etmeye çalışıyordu. Çünkü bu süreçte onların en çok morale ihtiyaçları vardı. Kahramanmaraş ziyareti bizleri oldukça etkilemişti. Ziyaretimiz bayağı uzamış, zaman oldukça ilerlemişti. Kahramanmaraş’tan ayrılma vakti gelmişti. Araçla şehir içinden geçerek Osmaniye’ye doğru yol almaya başladık. Tabi araç içerisinde her bir arkadaşımız kendi duygu ve düşüncelerini dile getiriyordu. Hepsinin düşüncesi bu şehirlerin bir daha nasıl ayağa kalkabileceğiydi.

Sohbetler, tartışmalar, analizler, yorumlar o kadar çok yoğunlaşmıştı ki, Osmaniye’ye vardığımızda gece saat: 01’geçiyordu.Yorgunluktan ve uykusuzluktan herkes bitkin durumdaydı. Gece yarısı açık bir kahve bulmak bizim için çölde su bulmak gibi birşeydi. Osmaniye’de açık bulduğumuz ilk kahvenin önüne aracı çektik. Soğuk havaya rağmen dışarıda oturduk. Çünkü Minibüste geçirdiğimiz o kadar uzun süreden sonra, dışarıda taşta yağsaydı hava almak için kendimizi dışarı atacaktık. Açık bir kahve bulduğumuz için hepimiz dua ediyorduk. Kahveciden rica ettik kürsüleri dışarı çıkardı ve bizlere mis gibi kaçak çay verdi. Zaten Kahveci size hemen soruyor? Çaylarınız Kaçak mı olsun? Yerli mi olsun? Burada “Kaçak” ismini kullandığım için kimse yanlış anlamasın. Kahveci, çay içmeye gelen herkese; “Çaylar Kaçak mı yoksa Yerli mi olsun” diye soruyor.

Tabi bizde anlamadık neden böyle soruyor. Acaba bir mesaj mı? Acaba “Kaçak” yâda “Yerli” diye sorduğunda, başka manalar mı taşıyor gibi bazı soru işaretleri aklımıza gelmedi değil. Hepimiz bir birimize şaşkınlıkla bakarken Van TSO Başkanı Necdet Takva, kahveciyi yavaşça çağırdı: “Kaçak” nedir “Yerli” nedir? Kahveci abi; “Kaçak, kaçak demektir. Yerli de yerli demektir.” Yine hepimizde büyük bir şaşkınlık.  Abi tamamda, neden kaçak diyorsun neden yerli diyorsun. Kahveci yine aynı şekilde çok rahat bir üslupla, “Abi bazıları kaçak çayı seviyor bazıları da yerli çayı” Hepimiz aynı anda kahveciye, “Abi sen bize Kaçak çay getir” Adam bize gerçekten de kaçak çay getirdi. O kadar yorgunluktan sonra kahvecinin bu tavrı, ardından “kaçak” “yerli” muhabbeti birazcıktı olsa  iyi geldi. Allah razı olsun Murat ile Kadir hemen arabada peynir ile ekmeği çıkararak, sehpaların üzerine bir güzel serdiler.

Osmaniye’de akşam yemeğimiz, Kaçak çay, Peynir ve ekmek. Çay, ekmek, peynir derken saat gece 02:30’buldu. Açık hiçbir otel yok, yatabileceğimiz yer minibüsten başka da hiçbir yerimizin olmadığını anlar gibi olduk.  Aracımızı güvenilir yer olan  petrol istasyonun yanına çektik. Mecbur 13 kişi sekiz metre kare olan bir minibüsün içinde yatacaktık. Başka da şansımız yoktu zaten. Minibüsün içi o kadar havasız olmuştu ki, Mahmut Köroğlu, “Kapıları açın vallahi nefes alamıyorum. İnan ki burada öleceğiz” Kadir Gülgeldi, “Kaptan kapıyı az açık bırak yine kapatırsın” Aracın şoförü; “Abi kurban olayım, ancak arabanın içini ısıtmışım, kapıları açarsam bir daha nasıl ısıtacağım. Artık klimanın da gücü yetmez” Serdar Balandı, bu konuşmalar üzerine “arkadaşlar depremin altında kaldığımızı düşünün ve birilerinin bizi kurtarmaya geleceğini düşünerek uyumaya çalışın”  araç içerisinde, ölüm ile kalım arasındaki mücadele.

Minibüsteki sayı biraz azalsın diye ben, Turan Avcı ve Mehmet Değer, aşağı inerek otel aramaya çıktık. Bizim yaptığımızda akıl dışı bir şey. Ama çaresizlikten başka şansımız yok. Otel arama bahanesiyle araçtan çıktık. Osmaniye sokaklarında in-cin top oynuyor. Yarım saat sonra minibüse dönmek zorunda kaldık. Dışarısı buz gibi soğuk, hem de gecenin kesici soğuğu. Minibüsün camları acayip buhar tutmuştu. Mehmet Değer abimiz aracın içine gitti. Benle Turan Avcı bu sefer açık cami aramaya çıktık. En azından camide ayaklarımızı uzatabilecektik düşüncesiyle açık Cami bulmaya çalıştık. Her camiyi gördüğümüzde çok seviniyorduk ama ne yazık ki gördüğümüz her cami de kapalıydı.

Yine hüsran, yine minibüse mecbur kalıyorduk. Van TSO Meclis Başkanı Turan Avcı ile birlikte Minibüse geri döndük. Turan Avcı abimiz Minibüse binmek mecburiyetinde kaldı çünkü başka da çaresi kalmamıştı. Ya dışarıda soğuktan donacaktı zatürre olacaktı yada minibüsün içindeki havasızlığa katlanacaktı. O ikinci seçeneği tercih etti. Ben minibüse bindiğim gibi bir daha geri çıktım ve o gece bir daha minibüse binemedim… Dışarıda Osmaniye sokaklarında neler yaşadım neler….  Devamı bir sonraki yazımda….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayhan Yazlık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi