GENÇLER, GELECEK, DİN VE DİNDARLAR

Üniversite öğrencilerinin yoğunlukla katıldığı bir programda, gençlerin dünyasında dinin neden yer almadığı üzerine yapmış olduğum analiz ve tespitler, ‘dine siyaseti karıştırdığım’ eleştirisine neden olmuştu.

Analiz ve tespitlerimi özetleyecek olursam:

1-Gençlerin yaratıcıyla bir sorunlarının olmadığı, dini temsil eden dindarlarla sorunlarının olduğu,

2- İslam dininin hiçbir dindara veya imama veya müftüye veya ilahiyatçıya bırakılmayacak kadar önemli olduğu,

3- Özellikle dindar görünümlü politikacılarının arka bahçesi olmayı başarmış bazı cemaatlerin menfi, taraflı ve ezik davranışlarından ötürü gençlerin dünyasında din yer almıyor.

4- Toplumda ki adaletsizliğe karşı dindarların veya cemaatlerin tepkisiz kalması…

Dini münzevi bir hayat olarak gören ve toplumsal olaylarda dini soyutlayanların yaklaşımı ‘toplumda yaşanan olumsuz hadiselerde veya insan insan ilişkisi ya da insan hayvanat ve insan tabiat ilişkisin de din nerede yer alır? Sorusunu akla getirmektedir.

DİN HAYATA MÜDAHALE EDER Mİ?

 Dinin; sadece birkaç ibad-i ritüeli yerine getirme adına var olduğunu iddia etmek dinin yeryüzüne hiçbir hükmünün olmadığını söylemektir. Bu anlayışa göre din, toplumda yaşanan hadiselere cevap vermiyor, bu inanca sahip dindarlarda yeryüzünde yaşanan ahlaksızlıklara karşı üç maymunu oynuyorsa o zaman ‘din afyondur’ sözü devreye giriyor. Yani duyarsız, ilgisiz, hissiz ve tepkisiz bir dine\dindarlığa yakıştırılacak en iyi tanım galiba Karl Marx’ın bu tespitidir.

Peki, bu tanıma İslam dini girer mi? Asla! Neden? Çünkü yüce yaratıcı; başıboş, yalnız ve çaresiz bizi dünyada bırakmaz. Çünkü Rabbimiz Rahman, Rahim, Vedud ve El-Adl’dir. Çünkü İslam insanlığın huzuru, barışı, esenliğinin yanında yeryüzünde ki haksızlığı, hukuksuzluğu ve adaletsizliği ortadan kaldırmak için gelen sosyal bir dindir.

 Allah, yeryüzünde adaletin ve merhametin Müslümanların eliyle inşa edilmesini ister. Ama maalesef Müslümanlar, (saadet asrın bitimiyle) bu ulvi görevi yerine getirme gibi bir gayretin içerisine girmemekle beraber İslam’ın, hayata hükmeden emir ve tavsiyelerinden uzak durmuştur. Zira İslam’ın topluma hükmeden emirlerini yerine getirmek cesaret, samimiyet, merhamet, adalet, fedakârlık ve iman ister. Etliye sütlüye dokunmayan bir inancı savunduğunuzda karşınızda ifsada uğramış bir toplumla karşı karşıya kalmanız kaçınılmazdır. Sevgiden saygıdan uzak, ruhen ve psikolojik olarak çökmüş bir gençlikle karşı karşıya kalırsınız.

Örneğin; Son on yılda dinden uzaklaşan ve maddeye bağımlılıkta ki oranı paylaşmam gerekirse:

İHH’nın 2018 yılında yaptığı araştırmaya göre; Türkiye nüfusunun %15,8’i 15-25 yaş grubunda. 12 milyon 971 bin 396 çocuğumuz madde bağımlılığı riskine karşı savunmasız durumda. Türkiye’de yaklaşık 10 milyon insan madde ve davranış bağımlısıdır.

Gençlerin %31,3’ü sık sık sigara içtiğini, %4,9’u sık sık alkol aldığını, %4,1’i bir kez uyuşturucu kullandığını, %1,2’si ara sıra uyuşturucu kullandığını, %1,1’i ise sık sık uyuşturucu kullandığını ifade ediyor. Sonuç olarak Türkiye’de gençlerin %50’si bağımlılık riski altındadır.

KONDA’nın 2019 toplumsal değişim araştırmasına göre ateistlerin oranı yüzde 1'den 3’e yükseldi. İnançsız olduğunu söyleyenlerin sayısında da artış var. Son 10 yılda kendisini dindar muhafazakâr olarak adlandıran gençlerin oranı ise yüzde 28'den yüzde 15'e geriledi

OPTİMAR’ın yaptığı anket çalışmasında ise ülkenin yüzde 4.5’i “deist” ve alkol kullanım oranı da yüzde 22…

( TÜİK) Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yaptığı hesaplamaya göre, son 11 yılda cezaevi girenlerin sayısı 3.8 kat arttı.

*2019’da ceza infaz kurumlarına 281 bin 605 kişi girdi. Bu sayı 2009 yılında 74 bin 404 kişiydi.

*2009 yılında öldürme suçundan içeri girenlerin sayısı 1.514 iken bu sayı 6 kat artarak 9 bin 574’e yaralamada ise 4.5 kat artarak 34 bin 987’ye çıktı.

*Cinsel suçlar 10 kat artarak 562’den 5 bin 800’e yükselirken, hırsızlıktan hükümlülerin sayısı 7 kat, uyuşturucudan hapis cezası alanların sayısı 11 kat arttı.

Hem de son yirmi yılın ‘dindar! Yönetimine\iktidarlığına ve 125 bin STK’ya rağmen tablo böyle. Evet, barış ve esenlik dini olan İslam, dindar! bir iktidara, yüzlerce dini cemaate, binlerce imama, ilahiyatçıya rağmen anlaşılmıyor, sempati kazanmıyor hatta kendisinden hızla uzaklaşılıyorsa o zaman ciddi bir sorun var demektir. Bu ciddi soruna hiçbir mümin sessiz kalmamalı.

Daralan ateş çemberine karşın ‘Banane, beni ilgilendirmez’ gibi bencil yaklaşımlar İslam ahlakına aykırı yaklaşımlardır. Ki sorunlara çareler aramalı ve imanın yeniden ihyası için müminler olarak çaba sarf etmeliyiz. Bu çabayı, fedakârlığı kendimiz ve neslimiz için yapmak zorundayız. Toplumsal anlamda yaşanan bu kayıpları bazı STK’lar, dindarlar ve üniversite öğrencileri hala görmüyor, hissedemiyorsa o zaman sorun çok daha büyük demektir.

Dini sadece ben merkezli düşünen ve dini münzevi bir hayata sığdıran –veya öyle görenlerin- bu tablo karşısında ne düşündüklerini merak etmiyor değilim. Bu yaklaşım tarzına sahip insanlara tavsiyem, silkelenip kendilerine bir an önce gelmeleridir. Zira ateş çemberi hızla daralmaktadır. Toplumda yaşanan olumsuz hadislere kör, tepkisiz kalmak ve hiç bir şey olmamış gibi hayata devam etmek; düşünme, akletme ve sorgulama yetisini ya kaybetmiş ya da bu yetinin farkına hala varılmamış demektir.

Konumun başına dönmem gerekirse;

Düşünce dünyama herkesin katılmasının imkânsız olduğunu iyi biliyorum. Ve bunu iyi bildiğim kadar, düşünce dünyamın bazı tabuları yıktığını ve dolayısıyla koltuk\mevki sahibi bazı beyleri rahatsız ettiğini de iyi biliyorum. Ki İslam: müşrikleri, sisteme entegre olmuş alimleri, şımarık zenginleri, omurgasız dalkavukları, riyakar dindarları, cahilleri, ırkçıları, tefecileri, korkak memurları, rüşvetçileri, azgınları, sapıkları, zalimleri, ateistleri, münafıkları rahatsız eden mazlumları, yoksulları, kadınları, çocukları, köleleri, miskinleri, işçileri, çiftçileri ve ezilen tüm insanlığı da sevindiren bir din değil midir?  O halde inanç, düşünce ve yaşam şeklimiz birilerini tabi ki rahatsız edecek\etmelidir. Bundan dolayı da korkmuyor ve gocunmuyoruz.

Hayata müdahale etmeyen din ilahi bir din olamaz. Adaleti, iyiliği, merhameti ve yakınlara yardım etmeyi emretmeyen bir din ilahi bir din olamaz. Din deyince namaz, oruç, zekât, hac, sarık, cübbe, misvak, tüy, muska, üfürük gibi şeyler akla geliyorsa o din, içi boşaltılmış bir dininden öteye gitmemiş demektir. Yani bu tarz bir din beşeri bir dindir.

MÜŞRİK MANTIĞI

Beşeri bir dini tercih etmek isteyenler için en ideal inanç sistemi de tabi ki laikliktir.

İlah’ın sadece göklerde arandığı veya yeryüzüne dokunmayan bir Rabbin tasavvur edildiği din –müşriklerin de inanıp kabullendiği- Laiklik dininden başkası değildir.

Yaratıcının kulunu yönlendirmediği aksine kulun ilahını çıkarına göre kullandığı bir din tasavvurunun toplandığı kişilik, müşrik bir kişiliktir. Müşrikler dün, kendi saltanatını oluşturan, yoksulun ve kölenin sırtından para kazanan, gücüne güç katan bir sistemi kendilerine oluşturmuşlardı.

Böyle bir sistemin bozulmasını tabi ki de müşrikler asla istemez. Müşrikler, dini ritüellerini (oruç, hac, namaz) aksatmayan bu anlamda da dindar! bir kişiliği ortaya sergilemekten de haz duyan bireyler olduğunu da burada belirtmekte fayda görüyorum. Anlayacağınız üzere, yeryüzünü yaratan bir Rabbe inanan lakin Rabbi sadece gökyüzüne yakıştıran, toplumda yaşanan olumsuz hadiselere, haksızlıklara Rabbin müdahalesini arzu etmeyen dindarlık, müşrik dindarlığıdır. Yeryüzünün yönetimine dokunmayan, haksızlıklara hukuksuzluğa müdahale etmeyen, zalimi tehdit etmeyen ve mazlumu, hayvanatı, tabiatı korumayan bir din İlah-i olamaz.

Bu hakikati anlatmamda ki gaye, İslam dininin Laik ve şirk inancının aksine sosyal bir din olduğudur. Yani yanlış gidişatı düzelterek huzurlu ve müreffeh bir toplumu inşa etmek, yaşanan hukuksuzluk ve haksızlığa itiraz etmek ve merhamet temelli adil bir düzeni var etmek için İslam vardır. Nebilerin hayatları bu mücadelelerle dolu değil mi? Dolayısıyla toplumda yaşanan ahlaksızlıkları ve haksızlıkları dillendirmek ve bunlara tepki göstermek ‘dine siyaseti karıştırmak’ anlamına gelmediği gibi aksine yanlış güdülen siyaseti, dinin ışığında düzeltmek demektir.

GENÇLERİN DİNDEN UZAKLAŞMALARININ BAZI NEDENLERİ

Gençler demek gelecek demektir. Geleceğimizin iyi olması gençlerimizin iyi bir ahlaka sahip olmasına bağlıdır. Geleceğimizi inşa etmek bizim elimizde. Gençler, nasihat almaktan çok örnek almayı sever. Dolayısıyla gençlere iyi rol model olmayanlar, topluma verecek hiçbir şeyleri yoktur. Müminler gençlerin dünyasına inmeli, onları anlamalı ve onları sıklıkla dinlemelidir. Sırlarına ortak olmalı, gençlerin hem ağabeyi hem de kahramanı olmalı. Gençlere karşı anlayışlı ve sabırlı olunmadığı sürece gençler farklı kapıların tokmağını çalacaklardır. Toplumsal sorunlara duyarlı olan gençlerin bu yönü müminlerce iyi bilinmeli ki toplumda yaşanan haksızlıklara ilkin müminler tepki göstermeli. Yazıyı uzatmadan fıtratları temiz gençleri geleneklerinden ve inançlarından koparan sebepleri iç ve dış sebepler olarak ikiye ayırabiliriz.

İç ve Dış Sebepler

Dış sebepler:

1- misyonerler, 2- elektronik ve dijital iletişim araçları

İç sebepler:

1-Biyolojik ve psikolojik değişimler, 2- kullanılan din dilinin gençlerin kalplerini açamaması, kafaları ile de uyuşamaması,3- milli eğitim politikasının amaca uygun olmaması, diyanetin yetersizliği 4- dindar ailelerin çocuklarından ölçüsüz ve dengesiz beklentilerinin olması ve bu yüzden onlara fazla yüklenmeleri sonucunda hâsıl olan “din yorgunluğu” 5- Model azlığı,(20 yılda örnek bir birey yetiştirilememesi) 6- Dine dair olumsuz tecrübeler (cami cemaati veya cami imamlarının yanlış tavırları), 7- İmamların memurluk psikolojisinden bir türlü kurtulamamaları (memurluk psikolojisiyle alakalı makaleme bakılabilir), 8-İslamcılığın bir devlet kurumu haline gelmesi,9- spor, sanat, müzik gibi fıtri uygulamaların geleneksel din algısınca yasak sayılması,10- Kürt sorununa dindar camiaların duyarsızlığı 11- Ülkede yaşanan: adaletsizliğe, adam kayırmaya, ihaleye fesat karıştırmaya, sebepsiz zenginleşmeye, israfa, lükse, mülakatlarda ki adaletsizliğe, torpile, rüşvete, hırsızlığa karşı dindar çevrelerin sessizliği\tepkisizliği 12- Bazı derneklerde\dergâhlarda yaşanan çocuk tacizleri,13- İŞİD ve FETÖ gibi yapıların İslam kullanarak insanları ve dünyayı istismar etmeleri, 14- bazı cemaat ve tarikat liderlerinin ahlaki zaaflarla gündemolması,15- Son yıllarda hızla artan Tekfir hastalığı ve sosyal medyada baş gösteren Ebuların tekfir savaşı…

Bu nedenler, son on yılda gençleri dinlerinden ettiği kanısındayım. Gençleri eleştirerek mahkûm etmek kolay ancak önemli olan gençlerin dünyasından olaylara bakmak, empati kurmak ve onları dinlemektir.

SON OLARAK GENÇ KARDEŞLERİME BAZI TAVSİYELERİM ŞÖYLE:

1-RABBİNİZİ İYİ TANIYIN (ESMA)

2-TÖVBEYLE KENDİNİZE (FITRATINIZA) DÖNÜN

3- EN GÜZEL ÖRNEK NEBİ A.S’I EMPATİ VE VAHİYLE OKUYUN

4- EMİN OLUN

5- BİR HİRANIZ OLSUN,

6-BİR (KURAN-MEAL) OKUMA SAATİNİZ OLSUN

7- SORUMLULUK ALIN (TAKVA)

8- MÜTEVAZI OLUN

9-CÖMERT OLUN

10- TEMİZ OLUN

11- ZİNA’DAN (ORTAMLARDAN) UZAK DURUN

12- ŞİRK KOŞMAYIN (YÜCELTME)

13- MALA MAKAMA KUL OLMA

14- ADİL OLUN

15- KANAATKÂR OLUN

16- İTİRAZ EDİN ( SUSMAYIN)

17- HALKIN İÇİNDE OLUN

18- AKLINIZI KİRAYA VERMEYİN

19- MÜRİD DEĞİL MÜMİN OLUN

20- TAASUBCU OLMAYIN

21- DOĞRULARLA OLUN

22-EDEPLİ, SAYGILI OLUN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi