İSLAMCILIĞIN FETRET DÖNEMİ

Haziran ayında İstanbul’daydım. Uzun süre kaldığım İstanbul ziyaretim, İstanbul’u daha iyi gezmeme ve her açıdan İstanbul’u gözlemlememe vesile oldu. İstanbul her anlamda ülkenin merkezi ve kalbi durumunda metropol bir şehir. ‘İstanbul bir konuda iyi ise ülke de o konuda iyidir’ hakikatinden yola çıkarak İslami camiaların faaliyetlerini bu vesileyle araştırma ve sorgulama fırsat buldum. Dostlardan aldığım cevap ülkenin diğer illerinde aldığım cevaplarla aynı. Rehavet, atalet, durgunluk, kibir, hırs, israf, sessizlik…

Doksanların son yılları İstanbul ziyaretim esnasında etkisinde kaldığım o maneviyat havayı bu ziyaretimle hissetmiştim. Ki Maneviyatı, heyecan ve hareketliliğiyle bilinen İstanbul’un muhafazakâr semtleri dahi alışveriş çılgınlığına dönüşen bir semt halini alarak diğer kapitalist semtlerle olan farklılıklarını ortadan kaldırmış. Dolayısıyla da İnançlı ya da inançsız, dindar veya seküler dünyalara sahip insanlar bugün aynı ruh iklimine sahipler. Şekilsel farklılıkları olsa dahi ‘ruh ikizi’ halini alan bu insanlar; daha fazla kazanç, daha fazla tüketim, daha fazla konfor ve daha fazla kibir gibi ortak gayeyi paylaşıyorlar. Bu manzara, ideolojilerin yanı sıra beşeri ve riya dolu inançların kapitalizm\konformizm karşısında ki yenilgiyi gözler önüne seriyor. Son zamanlarda İnsanlık ve tabiat adına ulvi gayeler taşıyan insanların azaldığının tersine, insanları sömüren, aldatan, kandıran, hayallerini çalan şehvet tüccarı varlıkların arttığını maalesef görüyoruz.

Bu nedenle betonlaşan şehirlere, taşlaşan yüreklere, kör olan gözlere ve maddeye kul olanlara inat insanlığı silkeleyerek kendine getirecek, insanlığı fıtratıyla ve Rabbiyle tanıştıracak samimi, dürüst, kanaatkâr, adil, merhametli ve mütevazı karakterlere ihtiyaç vardır. Zaten Cemaatlerin, Vakıfların, dergâhların ve derneklerin kuruluş temellerinde de bu gaye yatmıyor mu? Mesela kurumuş dimağlara samimi çalışmalar\çabalar geçmişte taze can olmayı başarmıştır. Evet, daha düne kadar çabalarının karşılığını Rabbinden bekleyen duyarlı Müslümanların fedakârlığı ve azmi sonucunda birçok insan uçurumun kenarından kurtulmuştur. Öyle ki doksan ve öncesi yıllarda Diyanet kurumunun insanlığa sun(a)madığı manevi iklimi, samimi, mütevazı ve dürüst camiaların verdiği hakikati zihnimizde hala tazeliğini koruyor.

O halde: dün bin bir zorluk ve zahmetle insanlığın kurtuluş reçetesi olmaya gayret etmeye çalışan İslami inanca, gayeye, ilkeye, duruşa, söyleme bugün ne oldu? İnsanlığın büyük bir boşluğa ve karanlığa doğru hızla koşuştuğu zaman diliminde topluma maneviyat pompalaması gereken cemaatlerimize bugün ne oldu?

İnsanlığa iyiliği emredip ve onları kötülükten uzaklaştırmakla memur İslami Hareketlerimize, adaleti ayakta tutması gereken, merhametiyle dünyaya örnek olması gereken İslamcılarımıza ve hatiplikleriyle dinleyenlerin göğüs kafeslerini çatırdatan, gözlerini yaşartan âlimlerimiz, hocalarımıza bugün ne oldu?  Düne kadar sistemle kavgalı olan ve sistemden zerre destek görmeyen İslami camiaların mütevazı çalışmaları samimi ve bereketliyken, neden aynı samimiyet ve bereket bugün görülmüyor?

 İktidarın bazı cemaatlere sunduğu imkânlar neticesinde saraya dönüştürülen vakıf, dergâh ve onca derneğe rağmen insanlar İslami çalışmalara hala ilgi ve katılım göstermiyorsa İslamcı hareketler bunun sebebi üzerine ciddi durmalıdır. Bana göre bazı İslamcıların-camiaların iktidarla dirsek teması kurması, sistemin kadrolu bir memuru gibi düşünmesi, politik olarak bazı konularda aktif rol alması, iktidarın yanlış ve hatalarına sessiz kalması halkın İslamcılara olan güvenini sarsan önemli sebeplerden biridir ki bu sebepler neticesinde İslamcı cenahın gaye ve rotası da doğal olarak kapitalizm ve konformizme kaymıştır.

İktidar partinin arka bahçesi olan birçok cemaat ve tarikat devlet kadrolarından faydalanarak müntesiplerini kurumlara yerleştirmeyi başarmıştır. Böylelikle de memurluk psikolojisine bürünen İslamcılığın\ İslamcıların davet veya tebliğ çalışmaları ya sona ermiş ya da samimiyetini yitirmiştir. İhaleler, projeler, makamlar, lüks ve israf dolu hayatlar bazı İslamcı camiaları ihlastan uzaklaştırırken toplumu da İslamcı çalışmalardan maalesef uzaklaştırmıştır.

Bu vb. birçok sebepten dolayı davet ve tebliğ çalışmalarının ağır yürüdüğü -İslamcılığın fetret dönemi- olarak tanımladığım bu durum artık rahatlıkla görülür duruma gelmiştir. Rotasını şaşırmış, ulvi gayesinden, tevazudan ve ihlastan kopmuş bazı İslamcılara ve çalışmalarına geçmişte gösterilen teveccüh bugün yok olmak üzeredir.  

İslami çalışmalara gereken katılım ve desteğin zayıflamasının farklı ve de önemli bir nedeni de İslamcıların ‘çoklukla övünmeleri’ olarak gözlemliyorum. Yani cemaat ve tarikatların hitap ettiği kitlelerin çokluğuyla şımarmalarıdır. Nitelikli birey yetiştirmekten çok niceliğe önem veren çalışmaların bugün geldiği nokta ortada…  Koca koca cemaatlerin bir gencin kalbini ve güvenini kazanmaya nasıl da zorlandıkları ortada... FETÖ, DAİŞ gibi din soslu örgütlerin İslam’dan uzak eylemleri, Siyasete atılan bazı İslamcıların kibirli duruşları ve bazı tarikat üyelerinin insan ahlakıyla bağdaşmayan davranışları tüm İslamcıları ve camiaları da etkilemiştir.

Manevi bir durağanlığın yaşandığı bugünleri gözlemlediğimde, İslami mücadelede kelle sayısının çok da önem arz etmediği, dürüst, sabırlı ve imanlı bireyler yetiştirmenin daha elzem olduğu, az ama nitelikli bireylerin gösterdiği çabaların daha değerli ve bereketli olduğu hakikatini bir daha idrak ediyorum. Ve onca fırsata ve bolluğa rağmen İslami çalışmaların destek görmemesini ilahi bir uyarı olarak okuyorum. Zira Rabbimiz birçok ayetinde, nitelikli\imanlı\sabırlı nice az toplulukların kendilerinden kat be kat fazla topluluklara Allah’ın izniyle galip geldiğini buyurur.

GENÇLERİN HAL-İ PÜRMELALİ

 Maneviyattan uzak, özentili hayatların kurbanı olan gençlerin geldiği son durum içler acısı. Flört yaşının on ikiye kadar gerilediği, LGBT merakının arttığı, cinsiyet değiştirme sayısının üç binleri aştığı, zinanın orta öğretim öğrencilerine kadar yaygınlaştığı, madde bağımlısı gençliğin her cadde ve sokakta görülmeye başlandığı, dost hayatının alenileştiği, cehaletin arttığı, helal haram mefhumunun ortadan kalktığı, eşler arası boşanmanın hızla arttığı, gençlerin siyasi kulvarları kullanarak çeteleştiği\mafyalaştığı, aile içi ensest ilişkilerin sıklıkla duyulduğu bir çağın şahitliğini bugün yapmaktayız.

Allah’tan, ahlaktan, edepten uzak yaşamı tercih tik tok bağımlısı gençlerin özentili hayatı hızla büyüyor. Bu hızın bir yerden sonra yavaşlayıp sonra da inişe geçeceğine inanıyorum. İfsat bataklığında çırpınmanın sonunda tatmin olmayan ruhlar muhakkak bir maneviyat arayışına girecektir. Ruhların sadece Allah’ı bulmakla onu hatırlamak ve anmakta olduğunu fıtratından kopan insan muhakkak anlayacaktır.

Girdikleri karanlık yoldan geri dönen insanlığı samimi, dürüst Müslümanlar karşılamak zorundadır. Bu nedenle irşad görevini yüklenen davetçilerin görev yerlerini terk etmemesi, her hangi bir partinin üyesi ya da arka bahçesi olmaması, mal ve makam düşkünlüğüne kapılmaması, tevazu ve dürüstlükten ödün vermemesi gerektiğini sıklıkla tekrarlamamın nedeni, bu hakikat umudunu taşıdığım içindir.

Günah bataklığından kurtulmak isteyen insanlık, girdiği batıl yoldan geri dönmek istediği zaman elini tutacak, ona yol gösterecek samimi, dürüst ve mütevazı davetçileri yolda bulmazsa felaket o zaman başlayacaktır. Dolayısıyla, İslami camiaların müntesipleri inandıkları dinin\davanın tüm partilerden ve dünyevi tüm makamlardan daha üstün olduğunun farkına varmalılar. İmanın ve tevhidi duruşun, Müslümanlara kazandırdığı izzet ve vakarın milli söylem ve servetlerden daha kıymetli ve değerli olduğunun bilincinde olmalılar. Fani dünyanın bir aldatmadan ibaret olduğunu baki hayatın ise ahiret yurdu olduğunun şuuruna Müslümanlar derhal varmalılar. Zira günah, fücur ve ifsat çemberi gittikçe daralıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Kuşan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Van Havadis Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Van Havadis hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Van Havadis editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Van Havadis değil haberi geçen ajanstır.



Van Markaları

Van Havadis, Van ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (432) 214 30 30
Reklam bilgi