Marjinalleşen yeni küresel sistemin odağında olan Türkiye’nin ulusal stratejilerini çerçevelendirmesi için kısmi seferberlik ilan etmesi gerektiğini savunan İNOSAM Başkanı Gürkan Avcı, toplantıda yaptığı sunum ve sorulara dönük konuşmasında şunları kaydetti;

KURLARIN, ENFLASYONUN VE FAİZLERİN İNMESİ BAŞKA BAHARA KALDI!

Türkiye son 25 yıldır tarım ve hayvancılığı ihmal ettiği için gıda fiyatları enflasyonu roket gibi yukarıya itmeye devam ediyor. Hükümetin çözüm olarak getirdiği ‘Tanzim Satış – İthal et vb’ uygulamalarının çözüm olmadığını son gıda enflasyon rakamları bize gösterdi. Yani faizlerin bu durumda aşağı doğru inmesi başka bir bahara kaldı. Kurların ve enflasyonun aşağı inmesi de bu şartlarda hayalcilik olur.

Mevcut kur ve faiz oranları firmalarımızın kredi kullanamaması anlamına geldiği için iflas ve konkordatoların artacağı görülüyor. 2019 Mart ayı üretici fiyat enflasyonu yüzde 29 dolaylarında. Bu da kredi kullanmakta zorlanan üreticilerin büyük bir sıkıntıyı göğüslediklerini ve uçurumun kenarına geldiklerini ortaya koyuyor. Türk ekonomisi çok büyük risk ve sıkıntılar içinde. Türkiye işsizlikle, enflasyonla ve iflaslarla çalkalanıyor.

SEÇİM ŞEFFAFLIK İÇİNDE SONUÇLANMALI!

İşte TürİTİRAZLARI kiye böylesi bir ortamda 31 Mart seçimlerine girdi. Beka meselesi ile birlikte seçimde bitti ve hemen itirazlar geldi. İtirazlar neticesinde gelişecek olaylar şeffaflık ve nesnellik ilkeleri dışında bir gelişme gösterirse, kamuoyunun vicdanı yaralanırsa; toplum ikna olmazsa; Türkiye’de çok büyük stresler birikmiş durumda, buradan çıkacak bir kıvılcım bütün ülkeyi saran bir yangına dönüşebilir. Bu mesele bizim iç sorunumuz olmaktan da çıkar. Küresel ekonomiyle bütünleşmiş hale gelen ülkemizin ihracat ve ithalatında çok büyük sıkıntılarla karşılaşırız. Siyasi ve ekonomik olarak çok kırılgan, hassas durumdayız. Bu nedenle Devletimizin ve parti yöneticilerinin çok sorumlu ve sağduyulu davranmaları gerekiyor.

TÜRKİYE BİZANS SENDROMU YAŞIYOR!

Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik durumu eski Bizans’ı anımsatıyor. Bizanslılarda bir imparatorluk bakiyesi olmaktan ötürü abartılı bir kibir ve özgüven içerisinde; ‘bize bir şey olmaz, biz güçlüyüz, biz özeliz’ inancına sahiptiler. Ta ki nitelik ve teknolojik olarak çok güçlü bir ordu, İstanbul’un surlarına gelene kadar. Kuru bir kibir, içi boş bir özgüven, gerçeklikten kopmuş, hurafelerin ve hamasetin esiri olmuş Bizans’ın sonunun ne olduğunu biliyorsunuz. Türk toplumu da Bizans sendromuna ek olarak örgütlü bir cehalet, vasatlık ve dejenere bir din anlayışının baskısıyla can çekişiyor.

ABD yönetimi ile yaşadığımız gerginlik çok tehlikeli bir hal almış durumda.  F35 ve S400 krizi başta olmak üzere YPG/PYD üzerinden yaklaşan tehlikeler de Türkiye’nin taşıyamayacağı ağırlıkta fiyatlamaları beraberinde getirmeye başladı. En kötüsü ise bu durumun döviz kurları ve ekonomimizi vurmasını geçtim, ülkemizin güvenliğini, çocuklarımızın geleceğini karartmaya namzet büyük tehlikeler kapımızı çalmaya başlamış durumda.

TÜRKİYE-ABD SAVAŞI VE İŞGAL TATBİKATLARI ORTALIĞA SAÇILIYOR!

Türkiye’yi hedef alan NATO ve ABD menşeli savaş ve işgal tatbikatları, senaryolar alenen ortalığa saçılmış durumda.  Son olarak ABD Denizcilik Enstitüsü’nce basılan “Donanma Taktikleri ve Deniz Harekâtı” kitabında Türkiye ve ABD, Ege’de savaştırılırken, 6. Filo Türk donanmasına saldırıyor. ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı John M. Richardson’ın önsözünü yazdığı kitapta yer alan “Ege savaşı” bölümünde Türk-Yunan gerilimi betimleniyor ve ardından ABD donanmasının Yunanistan’ı desteklemesi sonrası büyük bir savaş ve işgalin provaları kurgulanıyor…

Öte yandan ABD yönetimi, YPG/PYD’ye binlerce tır silah yardımında bulunmaya devam ediyor. ABD yönetimi Türkiye’ye vermediği son teknolojik silahları YPG/PYD’ye veriyor. Verilen silah envanterine baktığımızda bu silahların özellikle Türkiye’ye risk teşkil edecek mahiyette silahlar olduğu hemen göze çarpıyor. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yaşadığı sorunlar ciddi jeopolitik gerginliklerin ön habercisi durumunda.

TÜRKİYE KISMİ SEFERBERLİK İLANIYLA KAOSTAN ÇIKABİLİR!

İzah edilemez derecede siyasi, ekonomik ve stratejik hatalar yapan Türkiye’nin çıkış yolu kısmi seferberlik ilan etmektir. Marjinalleşen yeni küresel sistemin odağındaki Türkiye’nin ulusal stratejilerini çerçevelendirmesi için kısmi seferberlik ilan etmesi gerekiyor. Türkiye, kısmi seferberlik ve yeni bir yol haritasıyla güçlü bir sistem inşa etmelidir.

Türkiye’nin hemen her alandaki ihmal ve hataları nedeniyle birçok kamu kurumu kapatılmış, parçalanmış yahut yıpratılmış, kurumsal hafıza ve kültür yok edilmiş ve en küçük ve uzak tehditlere dahi açık hale gelmiştir. Türkiye’nin en büyük sorunu sistemsizliktir. Türkiye ilk önce sistemsizlik anarşisinden kurtulmalıdır. Büyük Devlet aklına dönmek için güçlü bir sistem kurulmalıdır. Bu yeni sistem sektör valiliği perspektifinden inşa edilebilir.

Hükümet muhalefetle çelişmeden ekonomik ve stratejik nitelikte kısmi seferberlikler ilan ederek yaklaşan büyük tehlikeyi bozan hamleleri yapılandırabilir. Aksi halde ilerde yapacağımız tam seferberlik hali dahi yaklaşan tehlikeleri savuşturamaz. Türkiye bu büyük çatışma ve kaostan seferberlikle çıkış yapıp küresel güç haline gelebilir ancak…

KANAL İSTANBUL PROJESİ DİNLER ADASI PROJESİ Mİ?

Öte yandan İstanbul’da uygulamaya sokulan büyük küresel bir proje var. Bu projeye; dünyanın en dinamik kilise yapısına sahip ve dünyaya en çok evanjelist misyoner ihraç eden ülke konumundaki Güney Kore ve petrodolar firmaları talip. Projenin adı: ‘Kanal İstanbul Projesi’ yani ‘Dinler Adası Projesi’dir.

Kanal İstanbul Projesi ile ‘ada İstanbul’ ABD yönetimince dinler merkezi yapılmak istenmektedir. Türkiye gündemini belirli aralıklarla güçlü bir şekilde savuran şok son dakika haberlerini, 6. Filo, S-400, F35 merkezli gerilimleri, kriz ve şokları bu projeksiyonda da değerlendirmek mümkündür.

İktidar partisi dahil her nevi ideolojik merkezlerin içinde yuvalanmış kışkırtıcıların ve kripto ayrılıkçıların bilmesi gerekir ki ‘Dinler Adası Projesi’ ile o bölgelerden ilk atılacak kesim kendileri olacaktır. Tüm karışıklık ve kışkırtmalarda kullanılacak bu kesimlerin o bölgeden atılma gerekçeleri de böylece hazırlanmış olacaktır.

Bu tehlikeli projenin işbirlikçiliğini ve taşeronluğunu yapan çokça politikacı, yazar, STK temsilcisi profili olmakla birlikte; 31 Mart seçimlerinde başarısız olan AKP’li kimi yöneticiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı başarısızlıklarını gözden kaçırmak ve yapılan usulsüzlüklerin üzerini örtmek etmek için de seçim sonuçlarına itiraz etme, toplumu germe yoluna tevessül etmişlerdir.

Devlet müdahil olmalı ve kamuoyunu böylesi ajan müsveddelerinin mihmandarlığına bırakılmamalıdır ki aksi takdirde bu inisiyatif bir daha geri alınamaz. Türkiye’yi Rusya ile savaştırmak istemekte buna dâhil olmak üzere Türkiye’yi ABD’ye yanaştırıp Rusya ile zıtlaştırmaya hizmet eden bu kesimler üçüncü dünya savaşının sebebi dahi olabilir. ABD-Çin savaşı da bu işin finali olabilir. Konjonktürel olarak ‘Dinler Adası Projesi’ne engel oluşturabilecek yegâne güç Rusya konsolide edilebilir.

BİR ARAYA GELMEMİZ GEREKİYOR!

Yenidünyada terörün arkasında ulus devletler değil küresel şirketler kalmıştır. Kavga aslında ulus devletlerle küresel finans kapitalin kavgasıdır. En zengin 26 kişinin serveti dünya nüfusunun yarısından daha fazladır. Dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesimi küresel servetin yüzde 82’sinin sahibidir. Acımasız, haksız, hukuksuz, vahşi ve bir o kadar adaletsiz bir bölüşümün olduğu dünyada toplumsal isyanlar, göçler ve kargaşaları engellemek için terör örgütleri kullanılmaktadır. Yeni Zelanda olayı ile küresel terörün her yerde olacağını gösteriyorlar. Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda gibi ülkelere yerleşmek isteyenlere de bir mesaj veriyorlar.

Görüldüğü gibi dünya büyük bir bataklığa saplanmakta ve her şeyin bittiği bir noktaya savrulmaktadır. Herkes Türkiye’nin elindeki kartı bilmek istemektedir. Bu nedenle Türk Cumhuriyetçileri ve Demokratlarının birleşmesi devletin devamlılığı için hayatidir. Dünya düzeninin dağıldığı bir noktadayız. Türkiye’nin düşünce üretmesi ve kadro hareketi başlatması gerekiyor. Devletimiz, milletimiz ve tarihimiz var ve bizim bir araya gelip yola çıkmamız gerekiyor. Türkiye bu çok merkezli oyunu kazanmalıdır.