Türkiye’de de bölgeler arası gelişmişlik farklarını gidermek, işsizliği önlemek amacıyla teşvik uygulamalarını başlatmıştır.

Ülkelerin ekonomik gelişme ve iktisadi kalkınmaları için büyük önem teşkil eden yatırımlar, ekonomik literatürde eski zamanlardan beri tartışılan ve araştırılan makroekonomik konuların başında gelmektedir.

Bu bağlamda dünya üzerindeki hemen hemen tüm ülkelerde hem kamu kesimi hem de özel kesim tarafından yapılan yatırım harcamaları ekonomik büyümeyi sağlamanın en önemli destekleyicilerindendir.

Fakat kamu kesimi tarafından yapılan yatırımların maliyetini halkın finanse ettiği, yani yatırımların vergilendirme yoluyla halktan sağlandığı da aşikardır.

Ayrıca kamu yatırımlarının ekonomide bir dışlama etkisi de oluşturabileceği ve popülist nitelikler taşıyabileceği düşüncesinden dolayı yatırımları destekleme politikalarının sadece kamu kesimi tarafından yürütülmesi ekonomi için istenmeyen ve zararlı bir durum olarak kabul edilmektedir.

Bu sebeple kamu yatırımlarından ziyade daha rasyonel motiflere dayalı özel sektör yatırımları ekonomi için gerekli ve zaruri kabul edilmektedir.

Bununla beraber yatırımların daha çok uzun vadede getiri sağlamaları ve belirli bir maliyete ve riske tabi olmalarından dolayı, yatırımlara devlet otoritesi tarafından birtakım teşviklerin uygulanmasını da adeta zorunlu bir hale getirmektedir.

Dolayısıyla gelişmiş, azgelişmiş veya gelişmekte olan birçok ülkenin iktisadi kalkınmalarını gerçekleştirmek veya desteklemek amacıyla uyguladıkları en önemli politikalar arasında yatırımları teşvik edici politikalar gelmektedir. Kamu teşviklerinde asıl hedef reel sektörü güçlük kılmak olmalıdır.

Bizim gibi az gelişmiş ve gelişmekte olan illerin sermaye yapıları ve yatırım kapasiteleri güçlü değildir. Bizler her zaman kamunun gücüne ihtiyaç duymaktayız.

Reel sektörümüz iktisadi gelişimini ve mali yapısını ancak kamunun yatırımcı ve destekleyici kuruluşlarının destekleri ile sağlam bir zemine oturtabilir.

İlin ve bölgenin iş dünyası olarak kamu kesiminden talebimiz, sürdürülebilir bir büyüme ve istikrarlı iş gücü piyasası için popülist politikalardan uzak rasyonel, verimliliği artırıcı teşvik ve muafiyetler sağlanmasıdır.

Tarihi, kültürü, ticari kapasitesi ile bölgenin merkezi ve havzası konumunda olan ilimiz, gelişmişlik endekslerinin birçoğunda ülke ortalamasının maalesef altında bir seyir izlemektedir.

Hak etmediğimiz bu menfi tabloyu değiştirmenin en etkili yolu kamunun teşvik ve özendirici destekleri ile sanayi, turizm, tarım ve hayvancılığımızı güçlü kılarak sağlayabiliriz.

Kamunun Yatırımcı ve destekleyici kuruluşlarının ilin ve ülkenin büyümesi ve kalkınması için yeni üretim alanlarının ihdası ve istihdam olanaklarının inşası için yeni yatırımcıları desteklemeleri elbet teki takdire şayandır.

Ancak mevcut yatırımcı ve üreticilerinde üretimlerini sürdürebilmelerinin ve rekabet etme güçlerinin devamı için aynı ölçülerde desteklenmeleri elzemdir.

Yeni yatırımlara sağlanan gelir vergisi, KDV indirim ve muafiyetleri mevcut yatırımcılara da uygulanmalıdır.

Yeni yatırımcılara uygulanan SGK primlerindeki işveren hissesi ve gelir vergisi stopajı muafiyeti mevcut işletmelerde uygulanmalıdır.

İŞ-KUR tarafından yeni işletmelere sağlanan istihdam destekleri, hali hazırda çalışma faaliyetlerini devam ettiren iş yerlerine de sağlanmalıdır.

KOSGEB’in yüksek teknolojik yatırımlar ile katma değeri yüksek ve ihracat odaklı üretimler için vermiş olduğu ar-ge  inovasyon desteklerinin bir benzerini de üretilen ürünlerin ulusal ve uluslararası pazarlarda satılması için pazarlama ve tanıtım desteği vermelidir.

Kamunun yatırımcı ve destekleyici kurumlarından bir başka beklentimiz yerel üreticiler tarafından üretilen ürünlerimizin yerelde tüketilmesi yönünde insiyatif alınmasıdır.

İlin ve ülkenin büyümesi ve kalkınması için büyük risk alarak yatırım yapan biz girişimciler azda olsa böyle bir pozitif ayrımcılık hak ediyoruz sanırım.

Doğu toplumunun karakteristik özelliklerinden olan geleneksel yaşam anlayışına paralel yansıması olarak ta, iş hayatında da geleneksel işletme yapılanmaları zuhur olmuştur.

Markalaşma da ve kurumsallaşmada ciddi zorluklar yaşayan ve bir türlü haps oldukları tuzakları kıramayan işletmelerimiz, bilim ve akademik dünyanın aydınlatıcı ve ön açıcı fikirlerine, kamu tarafının destekleyici çalışmalarına ihtiyaç duymaktayız.

İlimizi ve ülkemizi büyütmenin ve kalkındırmamın en temel yolu kamu ve özel sektörün güçlü iş birlikleri sayesinde olacaktır.