İşgücü piyasası, emek arzı ve emek talebi olarak dikkate alındığında, küreselleşmenin ve beraberindeki teknolojik değişimlerin sonuçlarından önemli ölçüde etkilenmektedir.

Küreselleşme süreci ile birlikte ortaya çıkan gelişmeler işgücü piyasalarının yapısını ve istihdam olanaklarını değiştirmektedir.

Artan işsizlik ülkelerin en önemli makro ekonomik sorunları arasında yer almaktadır. Dünyada işsizliğin giderek artması, ekonomi politikaları uygulanırken tam istihdamın sağlanması hedefini öncelikli kılmaktadır.

İşsizliğin gerek ekonomik gerekse sosyal ve psikolojik yönleri dikkate alındığında konunun önemi bir kat daha artmaktadır.

Bu değişimler işgücü piyasasında birtakım reformların yapılmasını gerekli kılmaktadır. İşgücü piyasası istihdam, işsizlik, genç işsizlik, eğitimli işsizlik gibi çeşitli dinamiklerin yer aldığı bir yapıyı ifade etmektedir.

İşsizlik sadece Ülkemizin değil günümüzde hemen her ülkenin uğraştığı önemli bir makro ekonomik sorun olarak görülmektedir. Özellikle yaşanan küresel krizler, bölgesel politik sorunların etkisiyle İşsizlik pek çok ülkede ve bölgede önemli boyutlara ulaşmış; çözülmesi gereken güncel bir sorun haline gelmiştir.

Bir ülkenin istihdamı, o ülkenin kalkınmışlık düzeyi, nüfusu, doğal kaynakları, teknolojik yenilikleri, Eğitim seviyesi ve ekonomik koşullara bağlıdır. Eğer bir ekonomide üretim faktörlerinin tamamı çalışıyor ve üretime katılıyorsa “tam istihdam” durumu söz konusudur.

Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan Ülkemizde ve ilimizde işsizliğin en önemli özelliği yapısal bir nitelik taşımasıdır.

Genelde Türkiye’de, özelde ilimizde işsizliğin nedenleri arasında eğitim ve istihdam ilişkisinin kurulamamış olması da önemli bir yer tutmaktadır. Emek piyasasının beklenti ve İhtiyaçlarını dikkate almayan eğitim sistemi işsizliğe yol açmaktadır.

Eğitim durumuna göre işsizlik oranları kadın-erkek açısından farklılık göstermektedir. İstihdamın önemli bir bölümünün eğitim düzeyi düşük işgücünden oluşması ilin gelişmesi ve üretim açısından olumsuz bir göstergedir.

Öte yandan, eğitim düzeyi arttıkça, işsizlik oranının artması da Ülkenin işgücü piyasasının yapısal zaafını gösteren bir başka olumsuz noktasıdır. GSYİH, enflasyon, ihracat ve doğrudan yabancı yatırımlar işsizliği belirleyen faktörlerin başında gelmektedir.

Güçlü ve gelişmiş bir toplum, rekabet gücü yüksek üretken alanlarda, yeni yatırımlarla istihdam olanakları yaratmayı gerektirmektedir. Bu anlamda hem gerçekçi hemde kalıcı çözümler içeren istihdam politikaları izlenmelidir.

İşsizliği etkileyen makro ekonomik faktörler incelendiğinde bunlar arasında; işgücü talebi, işgücü arzı, nüfus, nominal ücret, yurtiçi yatırımlar, doğrudan yabancı yatırımlar, ihracat, reel GSYİH, enflasyon, verimlilik gibi faktörler yer almaktadır.

İlimiz Ülkenin gelişmişlik endekslerine yani GSYİH’den aldığı pay, kişi başına düşen milli gelir, ihracat rakamları, eğitim seviyesi, refah durumu, kişi başına düşen yeşil ve park alanları, istihdam durumu ve bölgesel kanmışlıklı farklılıkları gibi birçok veri bakımında ülke ortalamasının altında bir durumla karşı karşıyayız.

Ülkenin en genç nüfusuna sahip illerin başında yer alan ilimiz genç işsiz rakamlarına baktığımızda da maalesef durumumuz hiç de iç açıcı değildir.

Ciddi bir işsizlik ve genç işsiz problemi ile karşı karşıya olan ilimizi ancak ayakları yere basan realist ve üretime dayalı ekonomik politikalarla çözebiliriz.

Günü birlik istihdam yaratma çabaları hiçbir zaman sonuç alıcı çalışmalar olamaz. İşsizlikte pansuman niteliği taşıyan bu tür istihdam politikaları kaynak, enerji ve zaman kaybından başka bir şey değildir.

İş gücüne nitelik ve kemiyet kazandırmayan günü kurtarmaya yönelik bu tür popülist istihdam teşkil çalışmaları bugüne kadar sonuç alıcı olmamıştır.

Siyasi ve politik manevraya zemin hazırlayan, tamamen keyfiyete matuf uygulamalar bireyleri tembelliğe alıştıran, üretimsizliğe iten, hiçbir ustalık ve beceri kazanma ihtiyacı his etmeyen kitlelerin meydana gelmesine zemin hazırlamaktadır.

Mali hiçbir değer yaratmayan, ilin ve ülkenin ekonomisine katkısı olmayan bu tür istihdam politikalarından bir an önce vazgeçilmelidir. Ülkenin ve ilin sektörel dinamiklerinin tespiti yapılmalı ve bu sektörlerin geliştirilmesi ile birlikte iş gücünde kalıcı çözümlerin üretilmesi temel hedefimiz olmalıdır.

İktisadi değer yaratan, kalkınma temelli iş gücü programları hazırlanmalıdır. Reel Sektöre fayda sağlayacak, üretim araçlarını harekete geçirecek bir istihdam politikası izlenmelidir.

İstikrarlı büyüme ve süreklilik arz eden iş gücü için üretim olmazsa olmazımız olmalıdır.

Ülke ekonomisinin temelini oluşturan, taşıyıcı gücü olan; imalat sanayi, tarımsal üretim, hayvancılık, turizm ve madencilik gibi sektörleri harekete geçirecek, üretimlerine ivme kazandıracak, iş becerisi yüksek, çalışma ahlakını ilke edinen, işi sahiplenme duygusunu kavrayan, istikrarlı ve kalıcı üretim ve istihdam modeli teşekkül etmek birinci önceliğimiz olmalıdır.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin en büyük işveren hüviyetini kamu yani devlet taşımaktadır. Kamu işgücü arz ve talep dengesini gözeterek, her kademedeki alımlarını adilane bir tutum içerisinde, ehliyet ve liyakat gibi temel ilkeleri baz alarak gerçekleştirmelidir.