BİZE DÜŞEN GÖREVLER
Bize Düşen Görevler
Sorunu ve olası çözümlerini ayrıntısıyla irdeledikten sonra insan olarak bize düşen görevlerden bahsetmekte yarar var. Kişisel olarak, iş, eğitim düzeyi ve yaşımızdan bağımsız olarak hepimizin yapabileceği çok basit bir şey var ki o da çevremizdekilere durumun ciddiyetini anlatmak, onların da tanıdıklarına anlatmalarını sağlamak ve bu konuda teknik fertlerin kendilerini birşeyleri değiştirmek zorunda hissedeceği kadar güçlü bir toplumsal irade oluşturmaktır. Televizyonda bir tek sahipsiz köpeğin öldürülmesini ya da bir yavru fokun avlanmasını gördüğünde üzülen ve kendini birşeyler yapmak zorunda hisseden insanların, binlerce, milyonlarca hayvanın, hatta hayvan türlerinin neslinin tükenmesine göz yumması kabul edilemez. Çocuğu olan yetişkinler olsun, ileride çocuk sahibi olmayı düşünen gençler olsun, kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Birkaç yıl daha alışageldiğim gibi yaşamak için çevreye yaptığım zararın hesabını çocuklarıma, gelecek nesillere nasıl veririm? Bu ataletim ve bencilliğimle çocuklarımı, torunlarımı ve onlardan sonra gelecek olan tüm nesilleri nasıl bir dünyada yaşamaya mahkum ediyorum?”
Küresel ısınma ve enerji sorunu yirmibirinci yüzyılda insanlığın karşılaşacağı en büyük ve aşılması en zor olacak sorundur. Bu sorunlar ancak global düzeyde bir seferberlikle, bugün başlayarak çözülebilir, çünkü yarın bu işe başlamak için çok geçtir. Günümüze kadar, şımarık bir çocuğun sonuçları düşünülmeden her istediğinin ailesi tarafından yapılması gibi, insanlık da sorumsuzca her istediğini doğadan sonuçlarını düşünmeksizin almış, dünyanın nüfusu gezegenimizin taşıyamayacağı kadar artmış ve bugün tüm bunların sonuçları hepimizce hissedilir, inkar edilemez bir hale gelmiştir. İnsanlığın şu anda önündeki seçim bellidir, ya sorumsuzca davranmaya devam ederek bugünün gençlerinin yaşam süresi içinde iklim sistemlerini geri dönülmez biçimde değiştirerek ekosisteme ve dolayısıyla kendimize korkunç zararlar vermek, ya da nispeten yerel boyuttaki diğer tüm sorunları bir yana bırakarak, ki buna dünyadaki tüm savaşlar da dahildir, insanlık olarak olgunlaşmak, kendi elimizle yol açtığımız çevresel sorunların farkına varmak, sorumluluğunu kabullenmek, ve nihayetinde bu sorunları gidermek için seferber olmak.
Esas soru önümüzdeki elli yıl içerisinde hepimizin hayatının değişip değişmeyeceği değildir. Esas soru dünya üzerindeki hayatın ne şekilde değişeceğidir. Gelecek nesilleri doğanın büyük ölçüde yok olmuş olduğu bir dünyada, açlık ve susuzlukla başederek, sıcaklardan korunmak için belki de yeraltında kurulması gerekecek şehirlerde yaşamaya mı mahkum edeceğiz, yoksa bugün fedakarlıklar yapmaya başlayıp, bize şu anda önemli gibi görünmekte olan yerel ve hatta ulusal sorunları bir yana bırakıp, yaşam şeklimizi değiştirecek, geleceğe yatırım yapacak ve yaptıklarımızın sorumluluğunu kabullenecek cesareti gösterebilecek miyiz? Esas soru “İnsanlık olgunlaşacabilecek mi?”dir.
Süleyman BALKAN
Elk.Müh.
EMO Van Temsicisi