adak65 @ hotmail.com

   TOPLUM VE DEĞİŞİM

İnsan, doğanın bir parçasıdır. İnsan, ailenin, çevrenin, toplumun kurucu ve devam ettirici unsurudur. Tarihi varlık alanı, insanın tutum, davranış ve eylemlerinden oluşur. İnsandan kaynaklanır ve bu alanda her şey insan içindir. Maddi ve manevi varlığı, çevresel ve toplumsal ilişkileri, sürekli etkileşim ve iletişimleriyle insan bir bütündür. Onun maddi ve manevi bir varlığı vardır. Çevresel ve toplumsal etkinliğe sahiptir. Her şeyin kaynağı, insanın manevi varlığı ve zekâsıdır.

 

İnsanın manevi varlığı, inanç ve ilimle; zekâsı, bilgi ve deneyimle gelişir. İnsanın maddi, çevresel, toplumsal ilişkileri, etkileşimleri ise, genellikle yaşadığı ortamın, tarihi ve kültürel değerlerin, geleneklerin, örf ve adetlerin, iktisadi hayatın, hukuk düzeninin etkisi altındadır. 

 

İnsanlar toplum halinde yaşarlar. Bu doğal ve zorunlu hayat biçimidir. Toplumlar varlıklarını koruyabilmek için siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel, teknolojik hayatlarını örgütlendirmek ihtiyaçlarındadırlar. Örgütlenme, toplum içinde çeşitli kuruluşları meydana getirir. İnsan da bu kuruluşlar içinde doğal olarak yer alır veya bu kuruluşlara katılır. İnsanların toplum halinde yaşaması bir anlamda bu kuruluşlarda doğal veya zorunlu olarak bulunmasıdır. Örgütlenmiş toplumun kuruluşları belirli kurallara uyarak devam edebilirler. Bu kurallar zamanın şartlarına, ihtiyaçlara göre değişebilir. İnsanın bu kuruluşlarda yer alması veya katılması da kuruluş kurallarına bağlılığını gerektirir.  

Düşünce ve hayat tarzının tarihi gelişmesinde toplum canlı, sürekli ve ebedi bir varlık olarak kabul edilir. Bu yaklaşımla, toplum yaşayan ve kendisini oluşturan insanları yaşatan bir canlı varlıktır, insanlar bu varlığın organlarıdır. Organlar (insanlar) geçicidir. Doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Toplum ise, süreklidir, ebedidir. Çünkü toplum, kendisi içinde doğanlar ve kendisine katılanlarla bütünleşerek devam eder. Organlarını yeniler, çoğaltır, üretir ve geliştirir. 

 

Bir toplumda kıymet ve kuvvet, onu kuran fertlerin kendilerini kıymet ve kuvvet saymalarındandır. Ancak bu gibi fertlerden kurulmuş olan toplumlardır ki, yekpare kıymet ve kudret manzarası gösterirler.    

 

Toplumsal düşünce, bir toplumun ya da toplumsal kesimin gereksinimlerinden doğar. Bu toplumsal düşünceler, toplumsal yaşamda etkin olarak işlev görür ve kültürün sürekliliğini sağlar. Toplumun düşüncedeki egemen sınıfı düşünceleriyle sanata yakınlık sağlar, toplumu bu yöne çeker ve toplumun geliştirici gücü kullanılır. 

 

Toplumsal ve üretici eylemler sonucunda düşünce oluşur. Bu oluşum sürecinde tarihsel ve toplumsal birikimler rol oynar. Çünkü düşüncenin kökeni insanın ve toplumun varlığına dayanır. İnsan topluluğunun dışında düşünce olamaz, düşüncenin üreticisi de kullanıcısı da insan topluluğudur. 

SÜLEYMAN BALKAN