yunuskusan1 @ hotmail.com

Tevhid Arapça ‘vehade’ kökünden gelip, birlemek, bütünlemek kök anlamına sahiptir.

Şirk ise, Arapça ‘şereke’ kökünden gelip, bir şeye birden fazla kişinin ortak olması kök anlamına gelir.

 Tevhid terimi, uluhiyete (ilahlığa) ve rububiyete (rabliğe) dair bütün vasıfların tek ilah olan Allah’a has kılınmasını ifade eder.

 O halde Kelime-i Tevhid;

 ‘Lâ’ ile başlayan bir kabullenme. Yani inkâr ile başlayan bir inanışın adı.

Kelime-i Tevhid;

İlkin ‘hayır’ sonra ‘evet’ ile başlayan bir kabullenme. Önce tüm sahte ilahlara hayır, sonra tek ve bir olan ilaha evet…

‘Elbiseni temiz tut’ (Müdessir-4)

İslam kapısının anahtarı tevhittir. Tevhidi bir duruşun ilk şartı da şüphesiz ki temizlenmektir.  Ayette buyrulan bu temizlenme, bedeni bir temizlenmenin ötesinde zihnin, kalbin ve fıtratın ‘sahte ilah’ inanışlarından temizlenmesidir. Müslüman olmak bunu gerektirir. Böylesi bir duruş ve bilincin adı da ‘tevhittir’. Zira temizlenmeyen bir zihne, bir kalbe ve fıtrata Allah inancı yerleştirilemez.  Anlaşılacağı üzere, Şirkten temizlenmeyen bir dünyada tevhit hâkim olamaz.

 Tevhid-i bilinç; zihin dünyasına, kalbe ve fıtrata yerleştirilen batıl, hurafe, tabu, kült ve sahte ilahlardan beri olmaktır.

 Tevhid-i bilinç; üzeri sahte inanışlarla örtülmüş fıtratın temizlenmesidir.

Tevhidi-i bilinç; hayatımıza yerleştirdiğimiz putları bir bir kırmaktır.

Tevhid-i bilinç; tüm sahte ve batıl inançlara ‘La’ (hayır) diyerek, -yine- tüm benliğimiz ile ‘illa Allah’ diye haykırmaktır.

Tevhid-i bilinç; insanın beşeriyetten kurtulmasıdır.

Tevhid-i bilinç insanın asıl özgürlüğüne kavuşmasıdır. Tevhidin tam tersi olan şirktir.

Ve şirk ise büyük bir zulümdür. (Lokman, 13)

 Şirk; Allah’a ait vasıfları başka şeylere vermektir. Dolayısıyla da şirk Allah’tan rol çalmaktır.

 Şirk, insanın Allah’ın boyasıyla yani kendi fıtratıyla tanışmasına engel olduğu için zulümdür. Şirk, Allah’ın onurlu yarattığı insanı onursuzlaştırdığı için zulümdür. Zira insan, kendine ilah edindiği putlara yaranmak adına girmiş olduğu hal ve tavırlar onu onursuzlaştırmaktadır. (Örneğin; Hindistan’da Hinduların putlaştırmış oldukları ‘inekler’ karşısında sergiledikleri tavırlar, Budistlerin taştan yapılan Buda vb. heykeller karşısında sergiledikleri tavırlar veya bazı tarikat mensubu bireylerin medet umma adına -aşırı yüceltmiş oldukları- şeyhlerinin önünde sergiledikleri tavırlar gibi.)

Vahyin ilk muhatabı olan Mekke iki farklı önemli toplumdan ibaretti. Bunların en önemlisi ve ilki; ‘biz onlara (putlara), sadece bizi Allah’a yaklaştırması için tapıyoruz.’ (Zümer-3) diyen müşrikler,

 Diğer ikincisi ise; ‘ biz ölü toprak olduktan sonra mı tekrar diriltileceğiz’ (Saffat-16, Vakıa-47) diyen ateistlerdi.

Evet, Şirk zulmü ile öz benliğinden uzaklaşan böylesi bir toplumda beşerileşen ve köleleşen insanlar, ’tevhid bilinci’ ile özgürlüklerine kavuşmuşlardır.

Örneğin; Hz. Bilal’i efendisi Ümmeye B. Halef’e karşı kıyama kaldıran ve -kendisine uygulanan- tüm zulümlere rağmen onu -iman ettiği- değerlerden vazgeçirmeyen şüphesiz ki  Tevhid-i bilinci idi. Zira özgürlüğün ne demek olduğunu en iyi bilenler kölelerden başkaları olamazdı.  

Tevhid bilinci insanı fıtratıyla tanıştıran bir iksirdir.

Tevhid-i bilinçle büyük bir değişim ve dönüşüm yaşayanlardan biride Cafer B. Tayyar idi.

O ‘tevhidi’ Habeşistan kıralı Necaşi’ye şu sözleriyle özetliyordu.

Ey Hükümdar!

Biz cahiliye karanlıkları içinde yüzen bir kavimdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, günah işlerdik. Akrabalarla ilişkiyi keser, komşulara kötü davranırdık. Aramızda güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Allah bize aramızdan soyunu, doğruluğunu, güvenirliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderinceye kadar bu şekilde yaşamaya devam ettik. Allah’ın elçisi, bizi Allah’ı birlemeye (Tevhide), O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın O’nun dışında ibadet ettiğimiz putları ve taşları terketmeye davet etti. Bize doğru söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabaları ziyaret etmeyi, komşulara iyi davranmayı; haramlardan sakınmayı ve insanları öldürmemeyi emretti. Bize kötü ve günah fiiller işlemeyi, kötü söz söylemeyi, yetimlerin malını yemeyi, iffetli kadına iftira etmeyi yasakladı. Allah’a ibadet etmeyi ve O’na herhangi bir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi ve oruç tutmayı emretti. Onu tasdik ettik, ona inandık ve Allah’tan getirdiği mesajlar doğrultusunda ona uyduk. Böylece sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal kabul ettik.

İşte bu sahabeler tevhid-i bir bilince kavuştuktan sonra hiçbir insanın, taşın, hayvanın ve tahtanın önünde eğilerek onurlarını kaybetmediler.

Tevhid-i bilinçle donanan sahabeler; -Kendi anne, baba, evlat ve mallarını gözlerini kırpmadan feda edecekleri- Hz. Muhammed as’ın eteğini öpmemiş, huzurundan ayrılırlarken geri geri çıkmamış ve Hz. Muhammed as’a secde etmemişlerdir. Onlar, Hz. Muhammed as’ın şefaatine nail olma adına huzuruna sürünerek gitmemişlerdir. Böylesi bir tavır ve tutum içine girmek isteyen olur veya olduysa bile Hz. Muhammed a.s kendilerini uyarmış ve Allah dışında kimsenin önünde eğilmemeleri ve Allah’tan başka kimseden medet ummaları için onlara nasihatlerde bulunarak onurlu duruşlarından taviz verdirmemiştir.

Tevhid-i bilinç, Allah’a teslim olmak ve teslimiyet ise;

 Allah’ım sana teslim oldum öyleyse hayatımı sen şekillendir’ demektir.

Tevhid-i bilinç, hayatına Allah’ı katmaktır. Hayatına Allah’ı katan hayatını diri ve bilinçli tutar. Hayatına Allah’ı katan hayatını anlamlı kılar. Zira hayatında Allah olmayan ‘yaşayan bir ölüdür’.

Tevhid-i bilinç; terbiye ve ıslah edici olarak Allah’ı bilmek ve kabullenmektir.

Nasıl ki, kurak topraklar –bulutlar vesilesiyle- yağmurla terbiye edilerek ıslah oluyorsa, nasıl ki dikenli dallar kırmızı güller ve kokularla terbiye edilerek ıslah oluyorsa, insan da tevhidi bir bilinçle terbiye olunarak ıslah edilmektedir. Allah’ı Rab olarak kabul etmeyenler tevhid-i bilinçten yoksun zavallılardır.

Allah’ın terbiye ediciliğini kabul etmeyenler yeryüzünü ıslah etmektense yeryüzünü ifsad ederler.

Örneğin;

1-Laik ideolojiyi bir inanç ve rabb (mürebbi-terbiye edici) olarak kabul edenlerin, bugün yeryüzünü ıslah! Etme adına yeryüzünü nasılda ifsat etikleri ortada. Çünkü Laik ideolojiye göre Allah; yeryüzünün rabbi değildir.

2-Mezheplerini rabb (mürebbi- terbiye edici) kabul edenlerin yeryüzünü –ıslah etme adına- nasıl da ifsat ettikleri ortada. (Bakara-11) Çünkü onların hayat felsefesini ayetler oluşturmuyor.

Dolayısıyla ruhlar ancak Allah’ı rabb kabul ederek ıslah olur. (Rad-28) Bunun yegâne yolu da ‘Lâ’ diyerek çıkılan Tevhid-i bilinçle donanmaktır.

Tevhid-i bilinç sadece Allah demek değil ‘İlla Allah’ demektir.

Tevhid-i bilinç Allah ile araya bırakılan aracıları ortadan kaldırmaktır.

İnsana şah damarından daha yakın olan Allah’ (Kaf-16) inancının adıdır tevhid.

 Tevhid-i bilinç; Allah’ı hayatından uzaklaştıran ve Allah ile arasına Peygamberleri, âlimleri, Salih insanları, taşları aracı koyma gereği duyan zihniyeti ‘ ortadan kaldırmaktır.

Tevhid aracısız kulluğun adıdır. Zira Allah ile arasına aracı koyma psikolojisi, kendisini değersiz görme psikolojisidir. Oysa Allah insanı değerli görmüştür ki, günde beş vakit insanla randevulaşmaktadır. Dolayısıyla namaz, Allah ile aracıları kaldırmanın görünürdeki en iyi ve pratik cevabıdır.

Tevhid-i bilinç yamuk Allah inancını düzelten bir inanç sistemidir.

Mekke’de yaşayan müşrikler Allah’ı inkâr etmiyorlardı. Onlara ‘yerleri ve gökleri kim yarattı? Sorulduğunda onlar; Allah diyorlardı. (Ankebut-61, Lokman-25)  O zaman sorun nereden kaynaklanıyordu? Sorun onların yanlış Allah tasavvurundan kaynaklanıyordu. İşte son nebi ve kitap ile edinilen yanlış Allah tasavvuru düzeltilmeye ve giderilmeye çalışılmıştır. Hz. Muhammed as. Ve ondan önceki tüm peygamberlerin ana çağrısı hep aynıydı. Onlar da kavimlerine ‘La İlahe İllallah’ deyin ve kurtulun derlerdi.

 

 Yunus KUŞAN