yazarbetulorhan6 @ gmail.com

   İNSANI ANLAMAK

İnsanoğlu varolduğu günden bu yana birçok yönüyle ele alınıp incelenmiş bir varlık aslında. Bilim dünyası insanı daha çok bilinç düzeyinde varlıklar olarak değerlendiriyor ve davranışları üzerinden açıklama yoluna gidiyor. Fakat insan multi disipliner bir şekilde ele alınması gereken en komplike canlı.

İnsanı ele alırken biyolojik varlığı dışında insanın karakterini, alışkanlıklarını, duygularını, hayallerini, yönelimlerini, korkularını, kaygılarını ve beklentilerini  de insanın bir parçası olarak tanımak gerekir. Yani insanı insan  yapan insanı hayvandan ayıran  özellikleri…

 İnsanlar çok küçük yaşlardan itibaren çevrelerinden gelen uyaranları  kaydetmek, analiz etmek ve taklit etmekle öğrenmelerini gerçekleştirir ve kişiliklerini inşa ederler.

Önceleri genetik faktörlerin kişilik gelişiminde çevresel faktörlerden çok daha önemli olduğu savunuluyordu . Şimdi ise bu oranın değiştiğini görüyoruz.

Yani babası hırsız olan bir çocuğun genetik olarak hırsız olma yatkınlığı olsa bile, kişilik gelişiminin oluştuğu yaşlarda aileden alınıp daha iyi bir sosyal çevrede büyütüldüğünde bu davranışı göstermediğini görüyoruz.

Demek ki doğduğumuz genetik kodlar kaderimiz değil. Bu olumsuz kodları normale çevirmek mümkün. Bizim gibi geleneksel toplumlarda soyuna bakarak veya anne babasının yaptığı hatalara bakarak o soyun çocuklarını suçlamak geleneği yaygın maalesef.

Bu durum genetik kodları suça meyilli insanları değiştirme olanağı varken  elimizde ,geçmişte yaşamış atalarının hatalarıyla o insanın hayatını boşa çıkarmak anlamına geliyor ne yazık ki…

Böyle insanlara genetiğini değiştirme şansı vermek lazım. Hiç kimse yaşamadığı bir hayattan sorumlu tutulamaz. Her insan kendini geliştirebilme imkanına sahip olmalıdır.

İnsanları mükemmel olmaya ya da böyle görünmeye zorlama da insan kaybetmenin bir başka yoludur. İnsan eksikleriyle insandır. Ve aslında yaşam insanın eksiklerini farketme, bulma ve tamamlama yolculuğudur. Bu yolculuğu mükemmele yakın bir şekilde tamamlamak hayalimiz olabilir ama bunun için gerekli şartlara sahip olamayabiliriz.

Mesela hayatımızın sonuna kadar insanlara yardım ederek bundan duyduğumuz hazla huzurlu bir hayat geçirmek isteyebiliriz. Ama bunu yapabilecek finans kaynağımız olmayabilir ya da sağlığımızdaki herhangi bir problem bizi bundan alıkoyabilir.

Nice böyle güzel kalpli insan etrafımızda hayal ettiklerini yapamamış bir halde yaşıyor olabilir. Bu sebeple bazı yerlerde sizden daha etkin bir rolü olamayan insanları küçük görmeyin, onları dışlamayın. Belki sizin imkanlarınıza sahip olsalardı sizden daha iyi işler yapabilirlerdi. Bazen insan yapabildikleriyle değil düşünebildikleriyle insandır.

Özellikle gençlerimiz arasında başka hayatlara özenme sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla hat safhaya ulaşmıştır. Genç zaten hayatının en karmaşık dönemini yaşarken karşısına bir de belki ulaşması çok zor mükemmel gibi! görünen bu sanal kimlikleri ve hayatları koymak ona yapılacak en büyük kötülüktür. Bir dönem Batman’da birçok genç kızımız intihar etti. Çünkü kendi yaşantılarıyla sanal dünyanın kendilerine servis ettiği dünyayla bağdaştıramadılar. Hayatlarının anlamını gerçekte kendilerine reklam için sunulan sahte hayatlarla kıyasladılar. Bu parametlerle hayatlarına puanlar verdiler. Sonuç hüsran…

Hep söylerim yine söylüyorum, köydeki Hatice niye Adriana Lima olmak istesin ki? Biri manken, yüzüyle ve bedeniyle  para kazanıyor , yüzüne, bedenine bir şey olsa ya da ışıklı hayatına Adriana Lima  diye biri yok…

Ama Hatice öyle mi? Tarlada çalışacak evine ekmek götürecek ,çocuk doğuracak ,onları yetiştirecek, düğünde duvağı olacak Hatice’nin, bayramda eli öpülecek evlatları tarafından, eşinin yoldaşı olacak, torunları evlenirken söz sahibi olacak…

Yani Hatice’nin hayatı aslında Adriana Lima’nın hiç sahip olamayacağı ulvi bir hayat. İnsan elindekileri doğru okuyabilirse aslında şansının olmadığını düşünmek yerine mutlu olma sanatını öğrenmiş olacak.

Modern çağın dayatmalarından kurtulun. Modern çağ bütün zevkleri ve bakış açıları aynı tek tip insanlar yaratmaya çalışıyor. Oysa her insan biricik ve eşsizdir. Kimse gibi olmak zorunda değilsiniz siz bizzat kendiniz olabildiğiniz sürece değerlisiniz. Sizi bunun için dışlamak isteyenleri de gelişimini tamamlayamamış, aşağılık komplekslerini başkalarını hor görerek kapatmaya çalışan yarıinsanlar olarak kabul edin.

Benim gibi olmayan benim hayatımın dışında kalsın düşüncesi de yanlış bir inanıştır. İnsanlar birbirinden sorumludur. Gördüğünüz bir yanlışı düzeltmek insanlığa yapılmış bir yardımdır.

Örneğin son zamanlarda gençler arasında yaygın  bir şekilde birtakım sapkın örgütlere, gruplara ve oluşumlara katılma durumları yaşanmaktadır. Bu gençleri durdurmak için bunların kendi çocuklarınız olması beklemeyin. Bu zararlı oluşumların sizin yakınlarınıza ne zaman ulaşacağını bilemezsiniz. Çocuklarınıza değer verirken onları korurken bir başkasının çocuğunun yolundan çıkmasını göz ardı etmeyin, banane demeyin. O çocuk bir gün sizin çocuğunuza zarar verebilir, bir yanlışı engellemek sizi diğer yanlışlarla karşılaşmaktan koruyabilir  hem de hiç ummadığınız bir anda…

Hayatı anlamak için önce insanı iyi okumak gerekir. Eğer kötü sürprizlerden hoşlanmıyorsanız bunlarla hayatınızın bir yerinde karşılaşmamak için tedbir alın. Hepimizin  bir kez bu hayatta var olma şansı var yani hayatın bir dahası yok. Sadece kendimizden değil çevremizden de sorumluyuz. Konunun daha iyi anlaşılması için küçük bir hikaye ile yazıma son veriyorum. İnsana dair bir başka konu da görüşmek dileğiyle…

Padişahın müneccimlerinden biri koşarak  padişahın yanına gelir.

-Padişahım şehirde ahlaksızlık, rüşvet, hırsızlık almış başını gidiyor, der.

Padişah:

-Ne yapalım yani, biz sarayımızda huzur içinde ve emniyette yaşıyoruz ,der.

Bir sonuç elde edemeyeceğini anlayan müneccim ,bir koyun keser ve sarayın bahçesindeki bir ağaca bu koyunu asar. Bir süre sonra sıcağında etkisiyle koyun kokuşmaya, bozulmaya başlar. Koku dayanılmaz bir hal alıp padişahın makamına kadar ulaşınca, herkes bundan rahatsızlığını dile getirir.

Padişah bunun üzerine müneccimi çağırır ve sorar:

-Bu kötü koku da nedir böyle? Sarayda oturamaz, bahçeye çıkamaz hale geldik.

Müneccim olan biteni anlatır ve padişaha yaptığı hatanın sonuçlarını anlaması için  şu cümlelerle izahat verir:

-Padişahım gördüğünüz gibi, sarayın içinde olmasa da kötü bir şeyin etkileri yayılarak saraya  hatta sizin makamınıza kadar ulaşıyor. O halde bu sarayda huzur ve emniyet içinde oturabilmemiz için etrafımızdaki kötülükleri görmezden gelmemeli bunlara yerinde müdahale etmeliyiz. Aksi halde kötülüğün bize ulaşmayacağından hiçbir zaman emin olamayız.

Eğitimci-yazar Betül Orhan