rumeysatmr @ gmail.com

Kaç nefes olduğunu bilmediğimiz hayatın bize bahşedilen kısmında, zamanımızı boşa harcıyorsak hayat ne yapsın..?

   İnsanın doğumu ve ölümü arasında geçen zaman dilimine hayat ya da yaşam adı verilmektedir. Her insan hayatı yaşayış şekline göre bu zaman dilimini kendisi için anlamlı veya anlamsız kılmaktadır.
   Dünyadaki her insanın duyguları, düşünceleri ve amaçları farklı olduğundan hayatın anlamı da kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bazı insanlar için hayatın anlamı para iken, bazıları için ailesi, bazıları için ise başarılı bir insan olmaktır. Hayatın anlamı her ne olursa olsun dünyada yaşayan her insan için mutlaka hayatın bir anlamı bulunmalıdır.
   Aksi halde insan yaşamdan zevk almayacak ve kendisini olumsuz düşüncelere kaptırarak mutsuzluk yaşantısında görecektir..

  Tadını dostun muhabbetinden alan kahvenin yerine, plastik bardakta poşetle tatlanmış çayı tercih ediyorsak hayatın suçu ne?

  İki satır yazmayı çok görüp, herkese mal olmaktan eskimiş, hissiz cep mesajlarını yolluyorsak sevdiklerimize ve sonrada artık insanlık kalmadı, nerede o eski günler diye serzenişte bulunuyorsak, Bu kendimize batıracak iğne kalmadığından mıdır acaba?

  Beklentilerimizi o kadar yüksek tutuyoruz ki, önümüzde bir dağ oluveriyor. Biz farkına varmadan. Üstümüze sis gibi çökertiyoruz memnuniyetsizliklerimizi... Oysa güneş her gün doğuyor bıkmadan biz görelim diye.
    Bakmıyoruz! Aklımıza gelmiyor, kimin ne yediği, ne giydiği, ne dediği, kısmen ne htiği dünyanın neresinde kim bilir ne acılar yaşanıyor olabileceğinden habersiz yaşıyoruz.  
  Mutlu olmak, hayatı, yaşamanın farkında olmak için illa çok büyük acılar mı çekmeliyiz?
  Mesela; siz hiç yetim bir yürekten baktınız mı hayata?
  Ben baktım…
  Sorsanız o gözleri hüzün dolu yetime mutlu olmak nedir diye?
  " Bir kere bile olsa anneme babama sarılmak olur der. Sıcacık bir evin içinde bir tas çorba içmek, gece soğukta üşümekten değil, babamın yaptığı esprilerden karnıma ağrılar girsin isterim der. Bayramda ellerini öpeceğim, beraber lunaparka gidip atlıkarıncaya binmek isterim der."                      

  EVET, Hayat acımasız…
  Çoğu zaman arkamızdan vurur bizi. Hiç beklemediğimiz anda, hiç beklemediğimiz kişiler yara açar kalplerimizde…  
Yetişemeyiz hayatın yalanlarına...
karaktersizliğine…
Ama haksızlık etmemeli kimseye, yüzümüz gülüyor bazı bazı… Ne var ki bu sefer de biz tadını çıkaramıyoruz geçici mutluluğumuzun…
  O kadar alışmışız ki acı çekmeye, zamansız gelen kısa mutluluklar şaşırtıyor bizleri… Alışmaya başladığımız anda da uçup gidiyor elimizden… Hayatta hiçbir şeye "dur" diyemiyoruz ne yazık ki. Hayat ellerimizden kayıp giderken sadece baka kalıyoruz olanlara… Küçük bir çocuğun alamadığı oyuncağa baktığı gibi… Bomboş ve çaresiz…
Zamanı değerlendirmeyi bir türlü öğrenemiyoruz. Sürekli bir ikilem arasındayız…
Hep bir yanımız "kal" diyor, bir yanımız "git"…
Bir yanımız "yap" diyor, bir yanımız "yapma"…
Kararsızlıklarla öldürüyoruz durduramadığımız zamanı…
Yapacak şey çok, ama biz hep "yarın" diyoruz…
  Hem zamanı, hem sevdiklerimizi erteliyoruz… Günden güne uzaklaşıyoruz, tek başınalığı seçiyoruz. Az ses çok huzur diyoruz… Konuşulan çoğu şeyi dinlemiyor, önemsemiyoruz…
  Öyle bir gün geliyor ki, yalnız yaşadığımız günlere isyan ediyoruz… Bu hayatı biz seçtik diye kızıyoruz kendimize. Ne yapacaklarımızı yapmış oluyoruz ne de yaşanacak bir mutluluğumuz oluyor. Zamanın gideni getirdiğine değil, var olanı götürdüğüne kötü bir tecrübeyle inanıyoruz…
"İyi ki!"  demek yerine "keşke!" demeyi seçtiğimiz zamanlara ağlıyoruz… "Keşke, keşke!" diye haykırıyoruz giden zamanımız için…
Hayat bizlere sunulmuş bir armağandır. Bu dünyada hayat bulmamız, varlığımızı devam ettirmemiz biz insanlara bahşedilmiş büyük bir ödüldür. Hepimiz bu hayata geldik, yaşıyoruz ve bir zaman sonra bu hayata veda edeceğiz. Herkes uzun yaşamak ister ancak ne kadar uzun yaşarsak yaşayalım bu hayatın sonu mutlaka bir gün gelecektir.
   Hayat gerçekten çok kısa ve zaman su gibi akıp geçiyor. Daha dün gibi aklımızda olan anılarımıza şöyle bir göz attığımızda üzerinden ne kadar uzun zaman geçtiğini fark edip hayıflanıyoruz. Bu kadar kısa olan bir ömürde önemli olan unutulmayacak anılara sahip olmaktır. Bize verilen ömrü güzel ve başarılı işlerle geçirirsek ömrümüzün sonu geldiğinde bu dünyadan mutlu ve huzurlu şekilde ayrılırız. Hepiniz duymuşsunuzdur genel bir kanı vardır:
  Önemli olan uzun yaşamak değil, önemli olan güzel yaşamaktır.
  Bu hayatın nasıl geçtiği çok önemlidir. Hayatımızı güzel ve mutlu bir hale getirmek ise tamamen bizim elimizdedir. Biz mücadele eder, zevk aldığımız ve başarıya ulaştığımız işler yaparsak hayatımızı da dolu dolu yaşamış oluruz.
   Bu nedenle yaşamımızda her zaman bardağın dolu tarafından bakmalı ve bu dünyayı kendimize verilmiş bir armağan olarak görüp hakkını vererek yaşamalıyız.