yunuskusan1 @ hotmail.com

 ‘Allah'ın vurduğu boya... Kim Allah'tan daha güzel boya vurabilir ki? İşte biz, (bunun için) yalnızca O'na kulluk ederiz.’(Bakara-138)

 Biz yaratılan mahlûklarız. Yaratılışımız mükemmel bir yaratılış içermektedir. Hem anatomi anlamında hem de ruhsal anlamda.

Şüphesiz yüce yaratıcı, yarattıklarının dış görünümünü akılların idrak edemeyeceği bir estetikte  -sanat ile- yaratmıştır. Yarattıklarını müthiş bir güzellikle giydiren Allah şüphesiz ki bunlara akıllarımızın idrak edemediği birçok kodlarda yüklemiştir. Örneğin; ağaçları yeşil yapraklar ve renkli meyvelerle donatan Rabbimiz, bunun dışında ağaçlara fotosentez yapmalarını sağlayacak kodlar yüklemiştir. Ve bu sayede ağaçlar, diğer canlıların yaşamalarında adeta bir hayat iksiri de bahşetmiştir. Bu yaratılış özelliği Rabbimzin El-Müsavvir esmasının bir tecellisidir. Yani eşyaya şekil ve desen veren bir Rab… Anlayacağınız Yüce Allah insanı yaratırken onu boyamış, yani ona bir psikoloji yapı vermiştir.

Dünyayı hikmetli bir bakışla temaşa ettiğimizde renklerin her tonunun bu âlemde kullanıldığına şahit olabiliyoruz. Dünya denen resmi çizen yüce yaratıcı diğer ressamlardan daha farklı bir boya kullanmıştır şüphesiz. Bu öylesi bir boyadır ki, hangi tür tineri kullanırsanız kullanın o boyayı silemez ve hangi aletle o boyayı kazırsanız kazıyın yine de o boyayı öyle -yüzeysel kaldırmanın dışında- kökünden silemezsiniz.  Bir ressamın resminin üzerine farklı boyalar vurarak resmin özünü kapatabildiğiniz gibi bir ağacın gövdesini veya bir yaprağı boyatarakda özünü kapatabilirsiniz. İşte buna küfür denir. Lakin ressamın tuvaline vurulan boya kalıcı iken ağaç ve yaprağa vurulan boya zamanla özelliğini kaybeder. Ve böylelikle de ağaçın veya yaprağın özü, aslı ve hakikati ortaya çıkmış olur. Ya da; normal çizilmiş ve boyanmış bir gül resmini bir tiner yardımıyla rahatlıkla silebilecek iken, canlı bir gülün rengini o gülü parçalasanız dahi rengini silemezsiniz. Yani anlayacağınız bu canlı gül (diğer tüm canlılar gibi) canını verir ama rengini vermez. İşte yüce yaratıcı yarattığı sanatına böyle bir özellik vermiş. O sanatına dışından güzel bir görünüm verirken içine de ayrı bir ruh katmıştır. İşte o ruh, boya, psikolji ve kod; ‘fıtrattır’.

İşte Allah’ın boyası ile beşerin boyası arasındaki fark bu kadar açık. Diğer bir canlı olan biz insan içinde durum böyledir. İnsana ait has bir boya vardır. Hem de insan dünyaya gelmeden yani yaradılış veresinde kendisine vurulan bir boyadır bu. Ve işte bu Allah’ın boyası anlamına gelen ‘Sıbğatullah’ır.

Evet, ‘SIBĞATALLAH’Allah’ın boyası demek. Ve Allah’tan başka kim güzel boya vurabilir ki?

Âlimler, Allah’ın boyasına:

 Allah’ın ‘Allah’ın dini’ manası verildikleri gibi,

‘Allah’ın fıtrat kanunu’ manasını ve.

Allah’ın istediği ahlakla ahlaklanma manasını da vermişlerdir.  İşte Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak, O’ndan başka kimseye kul olmamaktır. (1)

Mesela, Hrıstiyanlarda da  (ma’mudiye’ dedikleri sarımtırak) boyalı vaftiz suyuyla boyanmak vardır. Vaftiz, Yunanca suya batırmak demektir. Bir hrıstiyanlık terimi olarak İsa’nın manevi vücuduyla birleşmeyi ve Kutsal Ruh’la yeniden doğmayı ifade eder.(2)

Hırıstiyanların, Vaftiz çağını geçmiş olan Müslümanların bu yöntemle hrıstiyan yapmaları mümkün değildi. Onlara ‘Hristiyan veya Yahudi olun doğru yolu bulun.’ Demekle, aslında mecazen, onlardan kendi inaçlarının renkli suyuna dalmalarını istemiş oluyorlardı. (3)

Onların düşüncesine göre her doğan günahkâr doğmaktadır. Ama bizim inancımıza göre ise her doğan temiz ve saf bir fıtrat üzere doğmaktadır. Bu tanım ve örneklerimizden anlaşıldığı üzere ‘Allah’ın boyası’ terimi ‘Allah’ın canlılara yüklediği fıtrat’ anlamıyla daha bir bütünleşmektedir.

ALLAH’IN BOYASI; Ayrılıkların, kin ve düşmanlık duygularının silinip, ilahi nur ile donanan beyinlerin, gönül ve nefislerin boyasıdır. Şirkin karışmadığı, haniflikteki tevhid inancı neticesinde oluşan boyadır. (4)

FITRAT: Yarmak ortaya çıkarmak, var etmek, yaratmak

FITRAALLAH: Allah’ın yarattığı öz. Nakşettiği temel.

İmdi sen, varlığını her tür sapmadan uzaklaşarak tümüyle doğru ve asıl dine, Allah'ın insanlığın özüne yaratılıştan nakşettiği fıtrata çevir; (ta ki) Allah'ın yarattığında olumsuz bir değişme olmasın: işte, değer (odaklı) gerçek Din'in (amacı) budur ve fakat insanların çoğu bilmiyorlar.’ (Rum-30)

‘(Batılın her türünden yüz çevirip) yalnız O'na yönelin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; ibadet ve duanızın istikametini doğrultun ve asla O'ndan başkasına ilahlık atfedenlerden olmayın!’(Rum-31)

İşte fıtratın ( özün, orijinal ve saf olan) üzeri sonradan farklı estetik boyalar kullanılarak boyanmıştır maalesef. Evet bu örtünün adı ‘küfür’dür. Ve fıtratı örtülen insan (yani kodlarıyla oynanan), doğallığının dışına çıkarak vahşileşiyor, tuğyanlaşıyor, asileşiyor ve günahkâr bir beşer haline geliyor.  Bu saf ve temiz kodlarla nasıl oynanılıyor?

Tabi ki, çocuğun gözlerini ilk açtığı aile ortamı en önemli ve birinci sırada yer almaktadır. Bu durumu bizlere Hz. Peygamber a.s, şöyle bildirmektedir.

‘’Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)

Bu önemli etkenin dışında okul ortamları, arkadaş ortamları, sosyal çevre, internet, tv, cep telefonu gibi teknolojik aletler ve beşeri ideolojilerdir.

Zamanla insanın doğasının (fıtratının) bozulduğunu, bozulacağını bilen, gören ve şahit olan yüce yaratıcı insanı tekrar özüne geri döndürme adına (daha önce yerleştirmiş olduğu kodları uyaracak) uyarıcı sinyaller göndermiştir. Bu sinyaller; vahiy, peygamber ve iradeyi harekete geçirecek düşünme yetisi olan dindir. Üstü günah, tuğyan ve isyanlarla örtülen fıtrat bu sinyallerle buluştuğu an harekete geçecektir. (Zira Fıtratiyiye meyil anlamı da taşımaktadır. İnsanın yaratılıştan iyiye meyal, güzel olana, doğru, Hakk ve yararlı olana eğilim vardır. (5)

 Bu hareketlenmeyi Rabbimiz şöyle ifade eder.

Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek veya istemeyerek Allah’a teslim olmuşlardır. Hepsi ona döndürülecektir. (ALİ İmran 81-85)

Bu örnekliği Kur’an bizlere Hz.İbrahim kıssasında da vermektedir. Allah; Hz.İbrahim’in (daha önceden kendisine alıştırdığı) kuşları farklı tepelere bırakarak onları kendilerine çağıracak bir sinyal göndermelerini ister ve bu çağrı (sinyalden) sonra kuşların kendisine uçarak geleceğini belirtir. (Bakara 260) İşte ölümden sonraki hayatta da üfürülen sinyal ‘sura üfürmektir’. Sura üfürüldükten sonra tüm insanlık Allah’ın huzurunda toplanacaklardır. (Kehf-99, Taha-101) Çünkü yaratılmadan önce (Ali İmran 81-85 örnekliği gibi) tüm canlılara kendi doğaları gereği belli kodlar yüklenmiştir.

Peygamberlerin dışında insanlığı uyaracak, insanlığı kendi fıtratıyla (İslam) tanıştıracak, insanlığı (fıtratlarının özü olan) güzel bir ahlakla tanıştıracak bir gurup var oldu ve kıyamete kadar da var olacaktır. Bu gurup; sabikunlar yani öncülerdir.

Çünkü Rabbimiz böyle bir gurubun hep var olmasını istemiştir.

‘ve belki içinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru olanı emreden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk çıkar: nihai kurtuluşa erişecek kimseler, işte bunlar olacak.’ (Ali İmran-104)

 İşte fıtratı sentetik boyalarla (beşeri ideolojiler, tuğyan, günah, fısk, fücur, isyan) örtüsüyle örtünen insan, aldığı bu sinyallerle bir bakmışsın (sentetik boyanın özelliğini kaybetmesiyle) kendine gelmiş ve kendi özü olan fıtratıyla tanışmış olur. Bu sinyalin fıtrata yerleştiren kodla buluşması, etin tırnakla ve suyun toprakla tanışması gibidir. Nasıl ki toprağın suyla buluşmasıyla bir canlılık kazandıysa sinyalle (bir ayet, bir hadis veya güzel bir nasihat)  buluşan fıtratta böyle bir canlılık kazanır. İşte buna ‘hidayet’ denir.

 O halde; fıtratından kopuk bir hayat sürdüren insan ‘yaşayan bir ölüdür’.  Hidayetten yoksun bir beden ruhsuz bir bedendir. Dolayısıyla da fıtratları kaba bir örtüyle örtülen veya Allah’ın boyasının üzeri sentetik boyalarla boyanan insan, hakikati göremeyecek kadar kör, duyamayacak kadar sağır ve hakikati hissedemeyecek kadar kalpsizdir.

‘Onlar, sağır, dilsiz, kördürler; ve (artık) geriye dönüşleri de yoktur.’ (Bakara-18)

Burada bir realite de şu;  fıtrat veya Allah’ın boyası günah ortamlarının( fısk, fücur veya tuğyan) dışında, din sosuyla soslanmış hareket, cemaat, tarikat ve ideolojilerle de örtülmektedir maalesef. Yani Allah ile kandırılarak, aldatılarak insan kendi fıtratından koparılmaktadır.

‘Siz ey insanlar! İyi bilin ki Allah'ın vaadi gerçekleşecektir! Şu halde dünya hayatı sizi asla ayartmasın! Dahası aldatıcının hiçbir türü sizi Allah (hakkındaki asılsız düşünceler) ile aldatmasın!’ (Fatır-5)

Bu cemaat, tarikak veya örgütler insanları kendi cemaatlerine, tarikatlarına çağırırlar. Ve kendi cemaat, tarikat veya örgütlerine bağlananları da ahreti kazanmış olduklarını iddia ederler. Zira ‘Bizden olursan doğru yolu bulursun’demekle doğru yol bulunmaz; doğru yol Allah’a kulluk edilirse, bulunmuş olur. Öyleyse insanları kendi cemaat, tarikat ve örgütlerine çağıranlardan çok insanları kendi fıtratına çağıranları dikkate almak zorundayız. Bizi özümüze davet eden ve asıl boyamızın (Allah’ın boyası) üzerindeki sentetik boyaları silmeye uğraşanları dikkate almalıyız. Ve bu doğrultuda bizi Allah’a çağıranlara kulak kesilmeliyiz.

‘(İnsanları) Allah'a çağıran, doğru ve adil olanı yapan ve "Şüphesiz ben Allah'a teslim olanlardanım!" diyenden daha güzel sözlü kim vardır?’ (Fusulit-33)

Unutmayalım ki; İnsanın yeryüzünde yaratılış amacı ‘tevhit ve adalettir’. Bu amacı gerçekleştirmek için insanın önce kendini gerçekleştirmek zorundadır. Kendini gerçekleştirmek ancak kendine yönelmek, kendini bulmak ve kendini bilmekle olur.(6) M.İ

Şüphesiz kendini bilen Rabbini bilir.