yunuskusan1 @ hotmail.com

Irak ülkesinin kuzeyinde yer alan, Barzani yönetimindeki ‘ Kürdistan Demokrat Partisi KDP’, 25 Eylül 2017 tarihi ile (bağımsız bir yönetim elde etmek için) referanduma gitmiş ve referandum sonucunda ise  %93 gibi bir oy alarak zafer elde etmiştir.  Barzani’nin bu kararı tüm dünya ülkelerini karşısına almasına sebep olmasıyla beraber, onu ve halkını da (yani Kürtleri) tüm ülkelerin –bir anda- gündemi ve hedefi haline getirdi.

 Yazımın başında bir hakikati sizlerle paylaşmak istiyorum ki bu hakikat Barzani ile olan benzerlik ve farklılığımdır. Benzerliğimiz; insanlığımız, Kürtlüğümüz ve müslümanlığımız iken, farklılığımız ise İslami algı ve anlayışımızın yanında dünya siyasetine ve emperyalist güçlere olan yaklaşım ve bakışımızdır. Barzani’nin 11 Eylül saldırılarından önce –ABD’nin direktifleri ile- Fetih KIRAKER liderliğinde ki ‘İslam El Ensar’ örgütüne mensup İslamcı Kürtleri nasıl katlettiğinin yanında, 1950’lilerden bu güne Barzani’lerin İsrail devleti ile olan ticari vb. ilişkiler –ülke istihbaratı kadar olamasa dahi- iyi biliyorum. (Bu konuda ki tutum ve söylemlerim dün olduğu gibi bugünde aynı) Ama bu farklılıklar benim ‘hakkı ayakta tutan bir şahit olmama’ engel değil ve olamaz. (Yarın, İsrail terör devleti bile mazlum konumuna düşerse aynı hassasiyeti ona da göstermek durumundayız. Çünkü hem İslami mesajlar ve hem de insanı sinyallerimiz bizden böyle davranmamızı istiyor.) Dolayısıyla Barzani’nin -doğal bir hak olan- referanduma gitmesi ve halkının görüşüne –legal bir yöntemseçim ile- başvurması gayet insani bir tutumdur. 

Dünyanın farklı dil ve renklerine mensup insanların -ırk veya soylarını temsil eden- bir devlet ve bir bayrağının olması nasıl ki doğal ve masum bir haksa, Kürt halkını temsil eden bir kara parçasının ve bayrağının olması da o kadar masum ve doğal bir haktır. Yeter ki kurulan bu devlet insanlığın faydasına ve insanlık için adil olsun. Hele bu Irak topraklarında ise…

Çünkü Irak bugün birçok ‘kirli el’ tarafından yönetilen bir ülkedir. Çünkü Irak’ın bütünlüğü –dün olduğu gibi- bugünde tartışılır bir durumdadır.

Evet, dün ABD ve SUUD yönetiminde olan ama kuklalığını Saddam’ın yaptığı bir Irak varken, bugünde ABD ve İran (şia) devletinin yönetiminde ama kuklalığını İbadi’nin yaptığı bir Irak var. Dün Irak’ta ‘harici DAİŞ örgütünün’ insanlık onuruna ve İslam’i değerlere olan saldırısına şahitlik ederken bizler, bugün ‘Şia Haşdi Şabi’ örgütünün insanlık onuruna ve İslam’i değerlere olan saldırılarına şahit olmaktayız. Evet, bugün Haşdi Şabi örgütünün Daiş’e operasyon adı altında -Kürt, Türkmen ve Arap- Sünni Müslümanlara yaptığı işkence ve katliamlarından kaçan Irak halkı, silahlı bir güce mensup ve Sünni biri olan Barzani topraklarına sığınma gereği duymuştur.  Barzani’de –zannımca- bu durumu fırsat bilerek referandum kararı almıştır.

 Bu hakikat Irak Kürtleri ile Türkiye’de yaşayan Kürtleri bir birinden ayırmaktadır. Çünkü Türkiye’de yaşayan Kürtlerin çoğu – özellikle HDP’nin başlattığı Kobani eylemleri ve PKK’nin başlattığı hendek siyasetinden sonra- Türkiye vatandaşı olmaktan gayet memnun durumundalar. Yani bugünün Türkiye’si, dünün - 80 ve 90’lı yılların- Türkiye’si olmaktan -azda olsa- kendini kurtarmış durumda.

Konumuz olan Barzani ve bağımsız Kürdistan konusuna gelirsek, bu süreç dünyada ama özellikle de Türkiye’de bir turnusol kâğıdı görevini gördü. Barzanireferandum süreci birçok hakikati görmemize vesile oldu dersem abartmış olmam galiba.

Örneğin;

1-AKP YÖNETİCİLERİ VE BAŞBAKANC.BAŞKANINDAN ŞAŞIRTICI SÖYLEMLERDE BULUNMALARI

  Biraz geriye gitmemiz gerekirsek, hani barış sürecinin yaşandığı o Türkiye’ye…

 Hani barış sürecinde Diyarbakır’da düzenlenecek mitinge davet edilen, Barzani ve –o dönemler ülkesine dönmesi yasak olan- Şivan PERVER –hem de Kürt geleneğine uygun kıyafetlerle- davet edildikleri ve onlarında bu önemli davete katılım gösterdikleri dönem. İştirak edilen mitingin sahnesinde Sn. Erdoğan, Ş. PERVER ve Barzani’nin el ele tutuşarak –megri megri şarkılarının söylendiği- birlik ve beraberlik pozlarını tüm dünyaya verdikleri dönem. Ve - bu pozlarla yetinilmeyip- Kuzey Irakla petrol, gaz ve birçok ticari ilişkiler içerisine girildikleri dönemler…

Şimdi ne oldu da tüm ilişkiler –referandum süreci ile- kesiliverdi?

-Barzani, ülkemize mi saldırdı?

-Vatandaşlarımızı –İsrail gibi- öldürdü mü?

-AB ve Almanya gibi Ülkemizin bakanını sınırlarından içerimi almadı?

-Ülkemizin başkanı Sn. Erdoğan’a kendi topraklarında konuşma yaptırmadı mı?

-Polisi, atları ve köpekleri ile –tüm dünyanın gözleri önünde- vatandaşlarımıza mı saldırdı?

- Ülkemizde darbe yapmak isteyen ve yüzlerce vatandaşımızı katledip yüzlercesini de yaralayan hainlere kapılarını açıp onları kendi topraklarında besledi mi? Ve son olarak

-Ülkemizin gençlerine farklı ideolojileri empoze ederek bu gençleri kendi ülkelerine karşı kışkırttı mı? Hayır…

O zaman ne yaptı?

Yaptıklarından birkaç tanesini örneklersek;

1-Türkiye’nin Rusya ile olan sorununda Türkiye’nin yanında yer aldı ve Türkiye’ye petrol ve gaz yardımında bulundu.

2-Türkiye’nin sınırında tampon bir bölge oluşturmak isteyen -ABD, İngiltere ve Fransa destekli- YPG güçlerine karşı yine Türkiye’nin yanında yer aldı.

3- Barzani, silahlı gücü olan Peşmerge’nin eğitimini sadece Türkiye’ye vererek Erdoğan hükümetine olan güvenini tüm dünyaya gösterdi.

4-Ve Neçirvan BARZANİ’nin son açıklamasında anladığımız; Türkiye ile beraber petrol çıkarma ve çıkan petrolün %80’nin Türkiye’ye vermesi gibi.

Söyler misiniz bunları yaptığı için mi bugün vanaların ve kapıların kapanması ve halkının sefalet içerisinde kalması ile tehdit edilmektedir Barzani?

Barzani hakkında ki bazı komik İddialar da şöyle; İsrail terör devletinin desteğini almış, Barzani’nin 16 yaşından beri hayaliymiş, 2023 hedeflerine bir darbeymiş, küçük İsrail devleti kuruluyormuş, muş, muş…

Söyler misiniz;?

- 2023 ve 2071 hayallerini kuranlar, bir başkasının kurduğu hayallere neden tahammül edemez?

-İsrail ile her türlü ticari ve istihbarat ilişkisi içerisine giren ve daha önemlisi 1949’da kurulan bu devleti ilk tanıyanlar bir başkasının İsrail ile olan ilişkisine neden tahammül göstermezler?

Bana göre R.Tayip ERDOĞAN’I böylesi bir endişe içerisine girmeye iten neden;

A-     Devlet BAHÇELİ’nin söz ve direktifleridir. (Oysa -birkaç yıl önce meclis grup toplantısında Sn. Erdoğan –Bahçeli’nin Kürdistan eleştirilerine cevap olarak- Osmanlı döneminde Karadeniz bölgesinin Lazistan, Doğu bölgesinin de Kürdistan olarak geçtiğini ve hatta cumhuriyetin kurumunda Atatürk ve arkadaşlarının sık sık Kürdistan ismini telafuz ettiklerini belirterek korkulacak bir şeyin olmadığını ifade etmişti.)

B-      Medyanın kışkırtıcı manşet ve yazıları.

C-      İran –şia- devletinin Irak’ı Şialaştırma politikalarında ki hedefine Türkiye’yi katması. Ve Sn. Erdoğan eğer İran’a güvenerek bir operasyona girerse kesinlikle yalnız kalacaktır.

 

2-MHP VE PKK’NIN BU KONUDA AYNI TEPKİDE BULUNMASI

Size de ilginç geldiğini biliyorum. Birbirlerine karşı düşman bu iki cenahın Barzani konusunda ki tutumları aynı…

MHP lideri beş bin ülkücünün K. Irak’a müdahale etmek için beklediğini söylerken, PKK liderlerinden Dural KALKAN; ‘Kürtlerin bir devlet talebinin olmadığını’ söyleyerek kurulacak olan Kürdistan devletine karşı olduğunu ifade etmektedir. Bunların bu söylemlerini görürken aklıma birkaç soru gelmektedir.

SORU-1: Mavi Marmara olayında –katledilen vatandaşlarına karşı- israil’e ve Doğu Türkistan’da katledilen soydaşlarının yanında yer alma adına Çin’e karşı ülkücüler neden örgütlememişti?

SORU-2: Madem PKK’nin bir ‘Kürdistan devleti’ kurma gibi bir talebi yoksa o zaman PKK, binlerce Kürt genci hangi amaçla dağa çıkarttı ve binlerce Kürt-Türk vatandaşın kanına neden girildi?

 

3-İSLAMCI MEDYA VE CEMAATLERİN BU KONUDAKİ TUTUMU

A-Medya ne yapmaya çalışıyor?

İslami bir sosla soslanan Yeni akit, Yeni şafak, Karar ve Starın yanında sol ve Atatürkçü yayınlardan olan Aydınlık ve Cumhuriyet gazetelerinin tahrik edici-kışkırtıcı manşet ve yazılarıyla ülkeyi büyük bir kaosa sürükledikleri aşikârdır. Gösterilen bu tutumlar ile ne yapmaya çalıştıkları açıkçası merak edilmektedir. Bu yayın guruplarının sahiplerine sormak lazım;

-Ülkemizin Kuzey Irak’a yapacağı bir müdahale ülkeye nasıl bir faydası sağlayacaktır?

-Bu gazeteler bu kahramanca! Söylemlerini ABD, İsrail, AB ve Almanya’ya neden göstermediler?

B-İslami camiaların suskunluğu nereye kadar?

  Toplum mühendisliğine soyunan İslamcı cemaatlerin şu hakikati iyi bilmeleri gerekir. Çocuklara verilecek Kur’an dersi, ramazan ayında kılınankıldırılan teravih namazları ve kurban bayramında toplanan deriler ile bu toplumu ihya ve inşa edemezsiniz. Yıllardır –birbirinizi taklit ederek- edindiğiniz bu ‘gelenek kabuğunun’ artık dışına çıkma zamanı gelmedi mi? Toplumda yaşanan sorunlara karşı sizinde bir sözünüz oluversin artık.

Hükümetin dudağından çıkacak cümlelere kilitlenip kalmayın. Hükümetten ihale koparmaktan ve devlet kurumlarına adamlarınızı yerleştirme çabanızdan bir an önce vazgeçin. Ne olur artık asıl gayenize dönüverin.

  Sonuç olarak;

AKP hükümetinin Barzani ve onun üzerinden K.Irak Kürtlerine karşı dışlayıcı ve küçümseyici sözlerinden dolayı kendilerine olan muhafazakâr Kürtlerin desteğini azaltacaktır. AKP hükümeti, MHP partisi ile koalisyona giren bir hükümet olmadığının farkına varmalıdır.

Ez cümle…

Bu söylem ve duruşumun hiçbir parti, örgüt ve cemaate yaranamayacağımın farkındayım. Ama adil olmam ve mazlumdan yana taraf olmamı hem insani hem de İslami değerlerim benden istemektedir.

İnanın benim illa Kürdistan devleti kurulması gibi bir derdim yok. Çünkü benim bir toprak sınırım yok. Zira benim için mazlumların ve Müslümanların –ırkı, dili, rengi fark etmez- olduğu her toprak benim toprağımdır.