“Kurduğumuz şehirlere arabesk medeniyeti desek doğrudur”

Toplantının Manisa’nın gelişimi için hayırlı olmasını temenni ederek konuşmasına başlayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, “İşin pratiğini bilen herkes buradayken benim de biraz dikkatli konuşmam gerekiyor. Odak noktamız kentsel dönüşüm. Üzerinde yaşadığımız Anadolu dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Biri Mezopotamya, diğeri Anadolu. Sonra buralardan dünyanın çeşitli yerlerine gidildi.

Anadolu, şehirciliğin başladığı bölge. Bu ülke bir gelgit coğrafyası olduğu için her köşesinde bir iz var. Kurulan her büyük medeniyetten hepsinden bir iz taşıyoruz. Açık hava müzesi gibi adeta. Cennet gibi bir vatanda yaşıyoruz. Bu coğrafyada Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük medeniyet kurmuşuz. Selçuklu’da da, Osmanlı’da da şehircilik belli bir düzen ve plan doğrultusunda yapılıyordu. Bugüne geldiğimizde kurduğumuz şehirlere baktığımızda bu şehirler için hangi medeniyet ismini veririz bilmiyorum. Arabesk medeniyeti desek doğrudur. En büyük şehirlerde 100 katlı gökdelen yanında bir baraka, yanında sanayi. Bilinçsizlikle şehirlerimizin canına okumuşuz. 50 ve 60’lı yıllarda büyük bir göç dalgası başlamış büyük şehirlere, 70 ve 80’lerde de devam etmiş.

O zamanki belediyeler bunu pek anlayamamışlar ve büyük şehirlerin etrafı ideolojik sebeplerle gecekondularla donanmış. Şehirlere baktığımızda iki şey ön plana çıkıyor; bir sağlıksız şehirlere sahip olduk. Cehalet, bilgisizlik ve fakirliğin getirdiği sağlıksız şehirlere sahip olduk. Sonra kimliksiz şehirlerle sahip olduk. Bizim şehirlerimizde hiçbir şey anlaşılacak gibi değil, biraz sağlıksız biraz kimliksiz şehirlere sahip olduk. Şehirlerin de bir ruhu var. Onlar da insanlar gibi doğar, büyür, bazen yok olurlar. İnsan sabah kalktığında nasıl güne bakımla başlıyorsa şehirlerin de bakıma ihtiyacı var. Şehirlerin geleceği o şehirde yaşayan insanların, temsilcilerinin ufuklarıyla doğru orantılıdır. Yönetici günü kurtaracak planlar yapıyorsa, o şehir de yok oluyor. Şehrin yöneticisi ufuklu ve uyumluysa, bunu derken ki kimseyi kast ederek demiyorum, sadece belediye başkanlarını değil şehrin önde gelen isimlerini kastediyorum. Burada uyum sağlarsa şehir büyür gider. Yok birinin yaptığına diğeri takoz koyuyorsa Allah o şehrin yardımcısı olsun. 300 yıllık tarihi olan bir Amerika’da 300 yıllık şehir planları var. Bizim binlerce yıllık kadim bir tarihimiz var ama şehir planlarımız yok.

Bu ülke bin bir güzelliğinin yanı sıra tehlikesi de var. Bu ülkenin altı biraz oynak. Her tarafımız neredeyse deprem bölgesi. Nüfusunun yüzde 71’i birinci ve ikinci derece deprem bölgesinde yaşıyor. Son can kayıplarımız yüz bine yakın. Bu katlanılır bir durum değil. Mal kayıplarımız milyarlarca. Son Adapazarı depremine gidip yerinde baktığımızda zemin etüdüne hiç dikkat edilmediğini gördük. 3-4 kat yerin dibine batan binalar gördük. Mimar Sinan Süleymaniye Camii'ni inşa ederken önce zemine bakmış. Bakmış ki zeminde su var, onlarca kuyu kazdırarak suyu oralara toplamış ve zemini sertleştirmiş. Toprak sallandığında caminin her yeri eşit şekilde etkilensin diye temelleri her bir tarafa uzatmış. Bunu Mimar Sinan 500 sene önce yapmış” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kentsel dönüşümü çok fazla önemsediğini ve bunun ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizdiğini belirten Bakan Özhaseki, “Birçok belediye başkanı dışarıda çiçek böcek, sanat, sanatçı, kültür aktivite, arkadaşlar yapmayın. Eyvallah çiçeğe ihtiyacımız var, sanata ihtiyacımız var, sanatçı da gelsin hepsi başımızın üstünde ama ilk işimiz kentsel dönüşüm. Türkiye 5 senedir nereye gelmiş bir bakalım. Riskli alan dönüşümünde ilgilenebildiğimiz bağımsız birim sayısı 1 milyon 100 bin.

Ülkemizdeki bağımsız birim sayısı 20 milyonun üzerinde, 25 milyona yakın. İlgilenebildiğimiz, kapsama aldığımız 1 milyon 100 bin. Bunun gerçekleştirilme oranı ne, yüzde 50, belki de ancak yarısı. Riskli yapılarda ise bu orana yüzde 10-15’lere düşüyor. Biz sadece 500 bin konutu yıkabildiysek senede 100 bin konut değiştirebilmişiz. 100 bin konut Türkiye’yi kurtarır mı, hazır hale getirir mi, getirmez. Ne kadar riskli yapı var. 1999 depreminin ardından çıkan yönetmeliğe göre yapılan binalar biraz daha sağlam. 1999 sonrası yapılan binalarda biraz daha güvenli oturulabilir ama öncesi biraz şüpheli, herkes binasını kontrol ettirecek. İçinde en sevdiklerimizin canları, malları var.

Bunların adedi 15 milyon civarında. Bunların yarısı risk altında gözüküyor. Şöyle bir hedef koymamız lazım. 1999 öncesindeki bütün riskli binaları biran önce değiştirmek ve dönüştürmek önceliğimiz olmalı bakanlık olarak. Bunu 15 yıl içinde yapabilir miyiz, evet yapabiliriz. Yılda 500 bin bağımsız birim yapıyor. 200-250 bini İstanbul’da, 300 bini Anadolu’da. Bunu yapabilecek gücümüz, bilgimiz var” şeklinde konuştu.